Görünüşte oldukça sessiz ve kayıtsız görünen ağaçlar gerçekten de o kadar sessiz mi? Bir zürafa, akasya yapraklarını yemeye başladığında ağaçların birbirlerine haber verdiğini ve yapraklarını acılaştırarak savunmaya geçtiğini düşünün. Bir ağacın ölmeden hemen önce besinlerini diğer ağaçlara aktardığını düşünün. Hatta bazı ağaçların bazılarını kayırdığını, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı ve yardımlaştığını düşünün. Bize bilim kurgu gibi gelen bütün bu örnekler, sessiz görünen ağaçların aslında bir sosyal toplum gibi hareket ettiğini gösteriyor. Yerin altındaki devasa ağ yapılarıyla ağaçların iletişimi, bize doğadaki hayatta kalma mücadelesi ve ağaçların bilinci hakkında ufuk açıcı bakış açıları sunuyor.
Ormanın İnterneti: Wood Wide Web
Çevrebilimci Dr. Suzanne Simard, farklı türden ağaçların birbirine yardım edip etmediğini merak etti. Bu varsayımı test etmek için köknar ağacına ve kağıt huşu ağaçları üzerine birbirinden farklı radyoaktif karbonlar enjekte etti. Daha sonra incelediğinde kağıt huşu ağacına gönderdiği karbon izotopuna köknar ağacına, köknar ağacına gönderdiği karbon izotopuna huşu ağacına aktarıldığını gördü. Bu iki farklı tür Orman interneti aracılığıyla birbirlerine aktif olarak kaynak paylaşıyordu. Yaz aylarında bol güneş alan huşu ağacı, gölgede kalan köknara fazla karbon gönderiyordu. Sonbaharda huşu ağacı yapraklarını döktüğünde yaprakları yeşil kalan köknar ağacı, karbonu huşu ağacına geri yolluyordu. Bu deneyle birlikte ağaçların bir iletişim kanalı aracılığıyla birbirlerine yardım ettiği gözlemlenmiş oldu. Ancak ağaçların iletişiminin, kaynak aktarımından çok daha fazlası olduğu ortaya çıktı. Ağaçlar aynı zamanda birbirlerine savunma sinyalleri gönderebiliyor. Bu sinyaller aracılığıyla diğer ağaçları tehlikelere karşı uyarabiliyor. Bunun dışında ağaçların akrabalarını tanıdığı hatta anne ağaçların olduğu ve bu anne ağaçların gelecek nesilleri beslediği ortaya çıktı.
Bilim insanları, ağaçların iletişiminde rol oynayan bu bağlantı ağına “Wood Wide Web” yani Orman interneti adını verdi. Bu toprağın nöronlarını oluşturan şey aslında ağaçların kendisi değil. Ağaç kökleriyle iç içe geçen ve miselyum adı verilen ince iplik gibi görünen fraktal yapıdaki mikorizal mantar ağları. Bu mantar ağları toprağın altına tamamen yayılarak ve ağaç kökleriyle birleşerek ağaçların iletişiminin bir parçası oluyor. Aynı zamanda ağaçlarla karşılıklı bir fayda elde etmiş oluyor. Ağaçlar, ürettikleri karbonsal olarak zengin şekerleri mantarlara sağlarken, mantarlar da ağaçların iletişimini ve kaynak aktarımını sağlıyor. Bu orman interneti o kadar geniş ölçeklere uzanıyor ki bir çay kaşığı orman toprağı başına kilometrelerce uzunlukta mantar ipliği bulunabiliyor. Bu ağlar sayesinde ormandaki neredeyse her ağaç birbiriyle komşu hale gelerek iletişim kuruyor ve sosyal bir toplum oluşturuyor.

“Anne Ağaçlar”: Bir Ağaç Kendi Ailesini Tanıyabilir Mi?
Ağaçların iletişimini sağlayan bu karmaşık orman internetinin merkezinde, “Anne Ağaçlar” bulunur. Anne ağaçlar, ormandaki en büyük, en yaşlı ve en fazla iletişim ağına sahip olan ağaçlardır. Bir anne ağaç yüzlerce farklı ağaçla bağlantı kurabilir. Anne ağaçlarının ormandaki en önemli gayesinden biri, gelecek nesilleri beslemektir. Kendisindeki fazla karbonları ve besin maddelerini orman interneti aracılığıyla hayatta kalmaya çalışan genç fidanlara gönderir. Anne ağacın genç fidanlara yaptığı bu yardım sayesinde bir fidanın hayatta kalma şansı yaklaşık dört kat artar. Bundan da öte anne ağaç, ölmek üzere olduğunda öleceğini anlar ve ormanın internetine son bir karbon ve savunma sinyali mirası bırakır. Bu sayede yılların tecrübesi ve bilgeliğini çevresindeki orman interneti sayesinde diğer ağaçlara aktararak gelecekteki yaşanabilecek tehlikelere karşı daha dirençli olmalarına yardımcı olur.
Dr. Suzanne Simard ağaçların iletişimi konusunda yaptığı bu araştırmalarla çok şaşırtıcı bir gerçeği daha ortaya koydu. Bu araştırmaya göre Anne ağaçlar, kendi soylarından olan fidanları ve ağaçları tanıyabiliyor. Hatta onlara ayrıcalıklı davranarak kendi neslini sürdürmeye çalışıyor. Ağaçların iletişiminde anne ağaçlar yavrularını kayırmak için kendinden çıkan fidanları daha büyük ve daha sağlam mikorizal ağlarla donatıyorlar. Bu sayede onlara akraba olmayan fidanlara kıyasla daha fazla besin gönderiyorlar. Hatta özgecilik yaparak kendi soyundaki ağaçların büyümesi için kendi kök rekabetlerini bilinçli olarak azaltıyorlar. Bu sayede toprakta yer açılmış oluyor ve bu boşalan yere kendi akrabalarının ağları bağlanabiliyor.
Ağaçların Sosyal Savunma Mekanizmaları ve Bilinci
Ağaçların iletişimi yalnızca bunlarla sınırlı değil. Ormanın interneti kullanılarak ağaçların birbirlerini tehlikelere karşı uyardığı da gözlemlendi. Bunu sağlayabilmek için ağaçlar kablosuz ve kablolu alarm olmak üzere iki farklı yöntem izliyor. Zürafaların akasya ağacı yapraklarını yemeye başladığında, ağaç havaya etilen gazı salgılayarak tehlike çanları salıyor. Çevredeki diğer ağaçlar bu etilen gazını algılıyor ve yapraklarına acı taneler pompalamaya başlıyor. Bu sayede zürafalar tadı oldukça acı hale gelen bu yaprakları yemekten vazgeçebiliyor. Ancak zürafalar da bu savunma mekanizmasına karşı kendi saldırı mekanizmasını geliştirmiş durumda. Bu savunma mekanizmasını alt edebilmek için uyarı gazının diğer rüzgarlara dağılmasını engellemek amacıyla rüzgara karşı yemek yiyorlar. Kablosuz ağaçların iletişiminin dışında kablolulara bir örnek de böcek saldırısı altındaki ağaçlara verilebilir. Böcek saldırısındaki ağaçlar orman interneti aracılığıyla iletişim kurarak komşu ağaçlara savunma sinyalleri gönderebilir. Bu sayede komşu ağaçlar kendi savunma enzimlerinin üretimini arttırarak saldırılara karşı kendini korumaya alır.
Sonuç olarak ağaçların iletişimi, bize iletişimin yalnızca hayvanlarda olmadığını ve bitkilerin de kendi aralarında bir iletişime sahip olduğunu kanıtlar. Dünyadaki canlıların hep bilinçli bir şekilde hareket etmesi ve canlıların birbirleriyle olan bağı. Bize bilincin ne olduğu ve evrenin bilinci konusunda çeşitli sorgulamalara itiyor. Evrim, gerçekten tesadüfen ilerleyen bir mekanizma olabilir mi? Bilinçsiz zannettiğimiz canlılarda farklı formlarda da olsa bilinç var mıdır? Bilinçsiz canlı olabilir mi? Bu bilinç nereden gelir? Evrim mekanizmasının bir bilinçle hareket ettiği aşikar. Zaten bu mekanizmada en az bilinç potansiyeli olmasaydı evrimle oluşan canlılarda da bilinç olamazdı. Mekanizmada en az bilinç potansiyeli olduğuna göre demek ki evrende bilinç denilen şey var olmalı ki mekanizma ve canlılar bundan pay alabilsin ve ortada bir potansiyel olsun. Örneğin ben bu yazıyı yazarken aynı zamanda bir anda zıplama potansiyeline sahibim. Bunu irade edip etmemenin dışında böyle bir potansiyele sahip olduğuma göre demek ki zıplama diye bir şey var olmalı ki ben zıplama potansiyeline sahip olmalıyım. Bunun gibi evrim mekanizmasında eğer bilinç potansiyeli varsa demek ki evrende bilinç denilen şey var olmalı. Zira var olmayan şey meydana gelemeyeceği gibi potansiyeli de oluşamaz. Burada akıllara başka sorular geliyor. Asıl bilinçli olan mekanizmanın kendisi mi? Yoksa mekanizmanın da ötesinde mekanizmayı kuran varlık mı?


