
Ayasofya, gökyüzünün yeryüzündeki izdüşümü olma hayaliyle inşa edilmiş mimari bir dehanın ürünüdür. Ayasofya Camii’nin dairesel ilahi gövdeyi temsil eden kubbesinde bin yıldır duran Serafimler, Tanrının tahtına en yakın ateşle kuşatılmış varlıklardır. Bu meleklerin yüzleri zaman zaman İslam’a uygun olmadığı gerekçesiyle sekiz köşeli yıldız motifli maskelerle kapatılmış, üzerleri sıvayla örtülmüştür. 2020 yılında Ayasofya’nın cami olmasıyla tekrar tartışmalar başlamıştır.
Serafim Melekleri Nedir?
Serafim kelimesi, İbranice “Saraph” kelimesinden gelir, yakmak/tüketmek fiillerine dayanan bu isim bu varlıkları ateşten olanlar olarak tanımlar. Serafimlerdeki yanış, Tanrı’ya olan yakınlığın bir sonucudur aslında. Tanrıya o kadar yakınlardır ki, tanrının nuru olan kozmik ışıktan oldukça fazla pay almışlardır. Serafimler, tanrının yasalarının en iyi uygulayıcıları, göklerin koruyucularıdır. İslam açısından bakıldığında Serafimleri meleklerle özdeşleştirebiliriz. İçlerinde hiçbir kötülük olmadığı için, tanrının yasalarına ve evrenin doğasına karşı asla sapmadan kusursuz bir itaat içerisinde bulunurlar. Kitabı Mukaddes’te yer alan Yeşaya 6: 1-4 ayetlerinde Rab yüce bir tahtta otururken Serafimlerin tahtın üzerinde durduğundan ve her birinin altı kanadı olduğundan bahseder. Bu kanatların ikisi yüzlerini, ikisi ayaklarını örterken diğer ikisi uçmalarını sağlamaktadır. Seraflar, Sürekli tanrıyı zikreder ve onun kutsallığını överler. İncilin Vahiy 4: 5-9 ayetlerinde de yine Serafimlerden bahsedildiğini görürüz. Buradaki ayetlere göre önü arkası ve kanatlarının altı gözlerle kaplıdır. Sayıları dörttür ve hepsinin yüzü birbirinden farklıdır.
Kral Uzziya’nın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rab’bi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu. 2Üzerinde Seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisiyle yüzlerini, ikisiyle ayaklarını örtüyor, öbür ikisiyle de uçuyorlardı. 3 Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı:
“Her Şeye Egemen RAB
Kutsal, kutsal, kutsaldır.
Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor.” –Yeşaya 6: 1-4
Serafimlerin ikonografisindeki altı kanat, basit bir anatomik özellikten ziyade yaratılmış olanın, yaratıcı karşısındaki konumunu bildiren niteliklerdir. İki kanatla yüzünün örtülmesi, Tanrının ihtişamı karşısında duydukları huşuyu ifade eder. Tanrı kozmik ışığın kaynağı olduğu için bu ışığın ana kaynağına doğrudan bakılamayacağı gerçeğini gösterir. Ayaklarının örtülmesi de benzer şekilde tanrının karşısındaki edebini gizlemesini simgeler. Diğer iki kanadıyla uçması da, Tanrının emirlerine salt bir itaatle anında hareket etme ve emirleri kesintisiz bir şekilde yerine getirme halinin temsilidir. Bir nevi tanrıya saf adanmışlıktır denilebilir. Onların ateşten doğası, ilahi sevginin en yüksek aşaması olan yakan aşktan kaynaklanır.
Tahttan şimşekler çakıyor, uğultular, gök gürlemeleri işitiliyordu. Tahtın önünde alev alev yanan yedi meşale vardı. Bunlar Tanrı’nın yedi ruhudur. 6 Tahtın önünde billur gibi, sanki camdan bir deniz vardı. Tahtın ortasında ve çevresinde, önü ve arkası gözlerle kaplı dört yaratık duruyordu. 7Birinci yaratık aslana, ikincisi danaya benziyordu. Üçüncü yaratığın yüzü insan yüzü gibiydi. Dördüncü yaratık uçan bir kartalı andırıyordu. 8Dört yaratığın her birinin altışar kanadı vardı. Yaratıkların her yanı, kanatlarının alt tarafı bile gözlerle kaplıydı. Gece gündüz durup dinlenmeden şöyle diyorlar:
“Kutsal, kutsal, kutsaldır,
Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı,
Var olmuş, var olan ve gelecek olan.”

Ayasofya’nın Mimari Anatomisi
Ayasofya, yeryüzünde “Göksel Kudüs”ün ve Süleyman Tapınağının bir prototipi olarak inşa edilmiştir. Serafimler bu göksel sarayın sarsılmaz sütunları ve taşıyıcıları olarak kurgulanır. Ayasofya’ da toplam 16 figürden oluşan melek ordusu vardır. Bunlardan dört tanesi yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi ana kubbeyi taşıyan pendetiflerde, 12 tanesi ise Güney Galeri’deki Deesis mozaiğinin yakınındaki altın tonozlarda yer alır. Ayasofya’nın 6. yüzyıldaki inşası sırasında bir volkanik patlama meydana gelmiştir. Bu patlama sonucunda gün ışığı oldukça azalmış ve denilene göre yalnızca 3 saatlik bir gün ışığı olmuş. Bu durum da loş köşelerdeki mozaik ve mermer işçiliğini olumsuz anlamda etkilemiş. Bunun dışında, bugünki pandantif Serafimlerinin mevcut görüntüleri aslında orijinal değildir. İstanbul’da 14. yüzyılda gerçekleşen büyük depremden sonra Serafim mozaikleri zarar görmüştür. 1346-1354 yılları arasında restorasyon çalışmaları yapılmış ancak maddi yetersizlikler sebebiyle özensiz olarak nitelendirilmiştir. Yine de Serafim mozaikleri 600 yıl kadar bir süre dayanmayı başarabilmiştir.
Kuzeydoğu pendentifindeki mozaik incelendiğinde, günlük çalışma sürelerinin ölçülebileceği sütur çizgileri görünür. Bu çizgilerden yola çıkarak bir serafimin yüzünün bir haftadan az sürdüğü düşünülmektedir. Ayrıca serafim mozaiklerinin yapıldığı tesseare (küçük cam küpler) arasındaki boşlukların fazla olmasının sebebinin malzeme kıtlığından dolayı kullanılan malzemeyi olabildiğince az tutma çabası olarak görülmüştür. Ayrıca Konstantinopolis sarayının maddi yetersizliği, Bizans devletinin Rus Çarı’ndan fon almasını gerektirmiştir.

Osmanlı Sonrası ve Türkiye’de Serafimler
İstanbul’un fethinden 1609 yılına kadar serafimlerin yüzleri açık olarak kalmıştır. 1609 yılında Sultan Ahmed I döneminde İslam’a uygun olmadığı için serafimlerin yüzleri sekiz köşeli altın yıldızlarla kapatılmıştır. Daha sonra 1894 yılında yaşanan büyük İstanbul depreminden sonra bazı mozaikler kaybolmuştur. Yeniden restorasyon çalışması için İtalyan kardeşler Fosatti ailesi işe alınmıştır. Yüzlerini yeni yağlı boyalarla boyamışlar ve gotik tarzı süslemeler eklemişlerdir. Ancak sanat tarihçilerine göre Fosatti ailesinin kopyaları başarısız kopyalardı ve bir denetime sahip değillerdi. Çünkü Bizans döneminden kalma ve Osmanlı döneminde değiştirilmiş olan Serafimler kıyaslandığında belirgin bir fark görülüyordu. Söylenenlere göre Osmanlı halkı serafimleri bir yarasa ikonu zannettiği için pek önemli görmedi. Bazı sanat tarihçileri ise Ayasofya’ya yapılan restorasyonların Osmanlılıların Ayasofya’nın değerini korumaktan ziyade Ayasofya’yı Hristiyan değerlerinden uzaklaştırarak tam bir camiye çevirme uğraşı olarak gördü. 1894 depreminden sonra Batı kemeri tamamen yeniden sıvanmış ve oradaki tüm mozaikler yok edilmiştir. 2009 yılında yeniden Ayasofya’da bir restorasyon çalışması başlamıştır bu çalışmada pandantiflerden birindeki maske kaldırılmıştır. Ortaya çıkan serafim yüzü, Cumhuriyet tarihinde Ayasofya’da gün yüzüne çıkarılan son mozaik özelliğini taşımaktadır.

