Francisco Goya Çocuklarını Yiyen Satürn Tablosu

Francisco Goya çocuklarını yiyen satürn tablosu

Hayal gücü, akıl tarafından terk edildiğinde imkansız canavarlar yaratır. Akıl ile birleştiğinde ise sanatların anası ve hayretlerin kaynağı olur.” -Francisco Goya

Francisco Goya’nın serüveni, neşenin ve canlılığın sahnelerinden insan ruhunun en karanlık bölgelerine kadar uzanır. Bir rasyonalist olan Goya, kendi çağında rasyonalitenin giderek kaybolduğunu görmüş, geçirdiği hastalıklar ve tanık olduğu toplumsal çürüme ile aklın ışığından kopmuş, rehbersiz ışıksız bir anlamsızlık yığınının içine düşmüştür. Goya, “Çocuklarını Yiyen Satürn” tablosuyla tam olarak otoritenin kendi devamlılığını sağlamak için kendi geleceğini, kendi tohumlarını ve eserlerini nasıl yok ettiğini anlatır.


Tarihsel Arka Plan:

Saturn Devouring His Son yani Çocuklarını Yiyen Satürn’ün hikayesini anlayabilmek için Francisco Goya’nın yaşadığı çağa ve içinde bulunduğu ülkeyi incelemek gerekir. 1807-1814 yılları arasında Napolyon’un İspanya’yı işgal etmesi, Fransız Devrimi ilkelerinin aydınlanmadan ne kadar uzaklaştığını ve nasıl bir barbarlığa dönüştüğünü göstermiştir. VII. Fernando’nun despotizmi, bunun dışında 1811-1812 yılları arasında Madrid’de yaşanan kıtlık, insanların açlıktan ölmesi ve ölüleri gömmek için mezar bulamamaya kadar yaşanan felaket günleri Çocuklarını Yiyen Satürn resminin oluşmasını sağlamıştır. Bir zamanlar saray ressamı olarak rokoko tarzı resimler yapan Goya, duyma yetisini kaybetmesini sağlayacak ağır bir hastalık geçirdikten sonra giderek daha karamsar bir ruh haline sahip olmuştur.

Otoritelerin toplumu yozlaştırmasıyla ve insanlara duyduğu hayal kırıklıklarıyla toplumu terk etmek istemiş ve Manzaneres Nehri’nin kıyısında sessiz ve yalnız bir evde ömrünü geçirmeye başlamıştır. “Quinta del Sordo (Sağırın Evi)” olarak bilinen bu evde ağır hastalıklar geçirmiş ve mutlak bir sessizliğe gömülmüştür. Evini adeta bir bilinçdışı laboratuvarı gibi kullanarak herhangi bir sergileme amacı gütmeden evin duvarlarını kendisiyle yüzleşmesinin bir aracı olarak kullanmıştır. Bu evde “Kara Resimler” olarak bilinen 14 duvar resmini yapmıştır. Oğlunu Yiyen Satürn resmi de bu resimlerden biridir.

Francisco Goya portresi
Francisco Goya Portresi

Sevgili ruhum, kendi ayaklarım üzerinde durabiliyorum ama o kadar beceriksizce ki, başımın omuzlarımda olup olmadığını bile bilmiyorum. Hiçbir şey yapmaya iştahım ya da arzum yok. Sadece senin mektupların beni neşelendiriyor sadece seninkiler. Seni gözden kaybettikten sonra bana ne olacağını bilmiyorum; sana tapan ben, bu bulanık satırlara bir göz atıp teselli bulacağına dair umudumu yitirdim.

Satürn Neyi Temsil Eder?

Goya’nın “Çocuklarını Yiyen Satürn” tablosu bir çok metafor içerir. Tabloyu incelemek için ilk önce Satürnün neyi temsil ettiğini anlamak gerekir. Satürn bir Roma tanrısıdır ve Yunan mitolojisinde Kronos’u simgeler. Zamanı kontrol eder, toplumsal düzeni sağlayan ahlak kurallarını belirler. İlahi kurallar yerine her şeyin ölçüsünü insana dayatan kurallara göre yaşayanları şiddetli bir şekilde cezalandırır. Bu resmi yaptığında 70’li yaşlarında olan Goya için Oğlunu Yiyen Satürn tablosu, her şeyi doğuran ve sonunda her şeyi yiyip bitiren zamanın mutlak zaferini temsil eder. Satürn, kendi oğlunu yani kendi geleceğini ve potansiyelini, kendinden çıkanı tüketmektedir. Eser restore edilmeden önce Satürn’ün penisinin erekte halinde olduğuna ve bunun daha sonra sansüre uğradığına dair çeşitli bulgular vardır. Buna detay, zamanı şiddet ve arzunun iç içe geçtiği ve asla doymak bilmeyen tanrısal bir imgeye dönüştürmüştür. Satürn’ün gözlerindeki boşluk, gerçekleştirdiği eylemden duyduğu dehşeti ve kendi canavarlığının farkında olmayı gösterirken aynı anda bu dehşete olan bağımlılığını yansıtır.

Oğlunu yiyen Satürn’ün karanlık bir yerde bu eylemi gerçekleştirmesi, yani etrafta hiç ışığın olmaması, Goya’nın yaşamının tarihsel bağlamıyla birlikte düşünüldüğünde aklın önemini yitirmesi, otoritelerin insanlığı yozlaştırması olarak anlaşılabilir. Hakikatlerin otoriteler tarafından çarptırıldığı ve aklın ışığının olmadığı zamanlarda zaman tanrısı tüm şiddetini ortaya koyar ve kendi yaratıklarını yemeye başlar. Tıpkı sadece bazı kişileri ilgilendiren savaşlar yüzünden koca halkların kederle ve ölümle birlikte sefalet içinde yaşaması gibi. Napolyon gibi figürler insanlara yaşattığı anlamsız dehşetle sanki bir tür şeytani tanrıya insan kurban etmektedir. Ancak maalesef Çocuklarını Yiyen Satürn yalnızca Goya’nın çağı için değil insanlığın bütün çağı boyunca geçerli olmuş adeta doğanın bir kuralı gibi her dönem insanları yemeye devam etmiştir. Yaşadığımız çağda İsrail’in Filistinlileri Satürn’e kurban etmesi gibi veya Nazilerin Yahudileri kurban etmesi gibi sadece kurban eden ve edilen özneler değişmiş, zamanın diyalektiği bir yasa gibi hep aynı kalmıştır.

Şeytana Verilen Kurbanlar

Francisco Goya’nın Çocuklarını Yiyen Satürn tablosu, çeşitli bağlamlarda incelenebilir. Satürn yani Kronos, mitolojide kendi çocuklarından biri tarafından devrileceğinin kehanetini alır. Daha sonra bu kehanet üzerinde kendi otoritesini kaybetmemesi için çocuklarını yemeye başlar. Kronos’un hikayesi, zamanın diyalektiği içerisinde değişim yasasına karşı gelmektir aslında. Fenomenler aleminde Herakleitos’un dediği gibi “Değişmeyen tek şey değişimdir”. Ancak, insanların sahip olduğu güç istenci, gücün hep kendilerinde kalmasını ve yerine yenisinin gelmesine karşı bir korku biriktirmesine yol açar. Gelenekler, yerini yeni geleneklere bırakmak istemez. Yaşlılar yerini gençlere bırakmaz, iktidarlar tahtta kalma hırsıyla yerini yenilere bırakamaz. Bunun dışında kendi gücünü geri kalan tüm varlıkların üzerine yığmak ister. Yalnızca insanların değil, hayvanların ve bitkilerin hatta cansız nesnelerin de. İnsanlığın her şeye hakim olma çabasına yol açan bu güç istenci, zamanın akışkanlığına ve diyalektiğe karşı olan bu duygusal ve hayvani direnme, giderek insanı doğasından uzaklaştırırken yerine tanrısal bir kibirle birlikte yıkım ve kontrolsüz vahşetten başka bir şey getirmez. İşin ilginç tarafı hiçbir insan ne kadar bunu istese ve bunun için mücadele etse ve dünyaya kendi gücünü kanıtlamak için ne kadar yıkım getirse de zamanın akışından ve diyalektik yasasından kaçamaz.

Savaş her şeyin babası ve kralıdır; kimini tanrı, kimini insan olarak ortaya çıkarır; kimini köle, kimini özgür kılar. –Herakleitos

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir