Bozkırın sessizliğinden Anadolu’nun çetin coğrafyasından çıkmış iki sanatçı farklı coğrafyalarda bile toprak sembolünün aynılığına değinir. Sovyet ve Kırgız edebiyatı dünyasının büyük ismi, Cengiz Aytmatov ile Türk halk şiirinin bilge ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, Her ikisi de eserlerinde toprağı, üzerinde yürünen cansız bir zemin olmaktan çıkarıp, insanla derin bir bağ kuran, konuşan, dinleyen, yargılayan ve nihayetinde sığınak olan yar makamına yükseltmiştir.
İnsanın Sırdaşı ve Sığınağı Toprak
Hem Aytmatov hem de Veysel’de toprak: İnsanın en büyük acılarını paylaştığı ve karşılığında yargılanmadığı tek varlıktır. Toprak: insanoğlunun döktüğü kanların, işlediği günahların tüm yükünü üzerinde taşıyan en büyük şahidi olmaktadır. Toprak, üzerinde yaşanan tüm kötülüklere ve kendisine edilen ihanetlere rağmen her zaman insanın sığınağı olmayı kabul etmiştir. Aşık Veysel, dünyalık geçici dostlukların yerine gerçek bir dost olarak toprağı yerleştirir. Toprak, insanoğlunda bulunan riya ve samimiyetsizlikten arınmış, koşulsuz ve mutlak bir dostluk sunar insana. İnsanoğlu dünya hayatında toprağın verdiği tüm nimetleri unutmuş gibi yaşasa da ölüme yaklaştıkça toprağı hatırlar. En sonunda tüm dertlerini ve tüm hayatını emanet edeceği tek varlığın toprak olduğunu bilir. Aşık Veysel bize “kara toprak” türküsünde bunu şöyle anlatır.
Karnın yardım kazma-kazmayınan belinen
Ey yar belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşı-karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır
Kara torpaktır
İşkence yaptıkça bana gülerdi ey
Bana gülerdi
Cengiz Aymatov’da “Toprak Ana” kitabında toprağa aktif bir bilinç atfeder. Romanın kahramanı Tolgonay’ın sürekli toprakla yaptığı etkileyici diyalogları okuruz. Toprak, Toprak Ana’ da yaşanmış en büyük savaş olan ikinci dünya savaşının şahididir. Üzerinde dökülen tüm kanlardan haberi vardır. Toprak, Tolgonay gibi eşini ve çocuklarını askere göndermek zorunda kalan, topraktan elde ettikleri besinleri askerlere bağışlamak zorunda kalan, açlıkla ve sefaletle boğuşan savaş kadınlarının da tüm gözyaşlarını içine gömüp saklayan, tüm canlıların ortak dostu, sırdaşı ve yardımcısıdır. Toprak, bütün varlıkları kabul eden kimseyi milletine, cinsiyetine ve dinine göre ayırmayan varlıktır. Ancak toprağın bu eşitliğine rağmen insanlar birbirlerini ayırmış ve birbirlerini öldürmüştür.
“Söyle bana ey toprak ana! İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?
-Çok güç bir soru sordun Tolgonay. Nice nice milletler savaş sonunda yok olup gittiler, nice nice şehirler yanıp kül oldu ve toprak olarak üzerimde insan ayağının izini görmek için yüzyıllarca beklediğim çağlar oldu. İnsanlar ne zaman bir savaş başlatacak olsa, onlara şöyle diyordum: Durun! Kan dökmeyin!. Şimdi de tekrar ediyorum: Ey dağların, denizlerin öbür tarafındaki insanlar, siz ki mavi göğün altında yaşıyorsunuz, savaş neyinize gerek? Ben toprağım, bana bakın! Ben herbiriniz için aynıyım ve siz de benim gözümde eşitsiniz. Benim için önemli olan sizin sözleriniz değildir. Ben sizin dostluğunuza muhtacım, çalışmanıza, beni işlemenize! Saban izine bir çekirdek, bir tohum tanesi atın, size yüz katını vereyim, küçük bir fidan dikin kocaman bir çınar vereyim! Evler kurun, temel olayım!” ― Cengiz Aytmatov, Toprak Ana
Metanetin Sembolü ve Yaşama İsteği
Cengiz Aytmatov ve Aşık Veysel, toprağı felaketler karşısında ayakta durmanın yani metanetin ve yaşama tutunma arzusunun bir sembolü olarak da kullanır. Toprak Ana’da Tolgonay’ın dramı, kişisel acıların ötesinde tüm halkının yaşadığı bir yıkımın acısıdır. Ancak Tolgonay, kocasını ve oğullarını kaybettikten sonra dahi, toprağı terk etmez, onu işlemeye devam eder. Toprak, acılı tüm insanlar için yaşama devam etme isteğinin sembolüdür. Toprak, ona her bahar yeniden yeşererek umudu ve direnişi fısıldayan yarıdır. Tolgonay, toprağa sarılarak hayatın sürmesi gerektiği inancını besler. Her iki eserde de toprakla kurulan ilişki alın teri ve emek üzerine kuruludur. Tolgonay’ın savaşın yokluğunda bile sabanla toprağı sürmesi, emeğin kutsallığını vurgular.
Âşık Veysel’in de toprağa bizzat dokunarak, ona yüz sürerek kurduğu ilişki, üretimin ve sadeliğin yüceltilmesidir. Toprak, “Yâr” olarak, insana ancak emek verdiği takdirde karşılık verir. Aşık Veysel’in “kara toprak” eserinde bahsettiği gibi toprak, insana onun ihtiyacı olan her şeyi vermektedir. Bir anne gibi besleyicidir. Kendisinden besin doğurur daha sonra o besinlerden hem insanlar hem hayvanlar faydalanır. İnsanlar’ da hayvanlardan faydalanarak ihtiyacı olan her şeyi topraktan edinmiş olur. Hem Aşık Veysel hem de Cengiz Aytmatov’da vurgulanan toprağın bu özelliğini Sokrates, Meneksenos diyaloğunda şöyle anlatır:
Evvela bu yiğitlerin doğumunu düşünelim. Bu ölülerin ataları da bu şehrin asil evlatlarıydılar. Bu topraklar onların öz analarıydı ki bu toprak ana onları doğurdu, besledi ve tekrar bağrına bastı. Şüphesiz vatanımız yalnızca bizlerin değil tüm insanlığın övgüsüne layık bir vatandır. Çünkü en başta tüm insanlığı yaratan Tanrılardır yurdumuzu sevip onu koruyan. Vatanımızı övgüye değer bir durum daha vardır ki o da diğer bütün yeryüzünün vahşi hayvanlar doğurduğu çağlarda, vatanımız bu barbarlıktan beri kalmış ve hayvanlar içerisinden insanı seçip doğurmuştur. İnsan ki, barbarlardan ve tüm vahşi hayvanlardan farkı ise onun adaleti tanımasıdır. Toprak, doğurduğunu hiç tanımaz mı? O ki hangi çocuğunu yaratsa ona uygun besinleri de ona taşır ve böylece bu öz ana başka birinin evladını sahiplenen üvey anadan hemen ayırt ediliverir. Çünkü üvey anada yavrunun ihtiyacı olan besin kaynakları kuruyken öz ana onu her daim taze ve nemli hazır eder. Bizi yaratan öz anamız topraktır ki biz evlatlarını arpayla buğdayla beslemiştir. Şüphesiz ki toprak öz anamızken onu taklit ederek bizi doğuranlar ise üvey anamızdır. Öz anamız olan toprak yetiştirdiği meyve ve sebzelerde seçici ve acele davranmamış yemişlerini vatanımızdan başka tüm yurtlara da dağıtmıştır. O ana ki bizlere zeytin vermiş, zeytinleri büyütmesi içinde onlara gözcü olarak tanrılar yaratmıştır. İşte o tanrılardır bizlere nasıl yaşayacağımızı, sanatı, silahı öğreten. İşte vatanımızı da o sanatla o silahla kurduk. İnsanları devlet yetiştirir demek ki devlet iyi olursa insan da iyi olur devlet kötü olursa insan da kötü olur. Erdemli bir devletin vatandaşları da erdemli olur ve vatanını savunmakla hatta gerektiğinde vatanı için ölmekle onur duyar.

Ondan Gelir ve Ona Gideriz
Toprak, yalnızca yaşarken değil ölürken de bize yarlık eder. Aytmatov ve Veysel’de tüm sosyal ayrımları ortadan kaldıran nihai bir hakikat ve hayatın son sığınağıdır. Toprağın insana dost olmasının en büyük nedeni de budur. Toprak, hayatın gelip geçici yalan dolu hırslarını sonlandıran ve herkesi ortak seviyeye getirendir. Toprak düşman ile dost arasında, koca ile çocuklar arasında bir ayrım yapmaz. Hepsi onun derinliğinde eşittir. Herkes sonunu onda bulurken o ölülerden yeni canlar doğurur ve ölülerin hikayelerinin Manas destanı gibi destanlarda yaşamasını sağlayarak öldükten sonra bile dostluğuna devam eder. Kendisinin gördüğü tüm acıları, tüm insanlığın da görmesi için çabalar ve bir gün bu acıların son bulacağını ümit ederek ruh parçaları doğurmaya devam eder.
Her kim ki olursa ey yar bu sırra mazhar
Bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i ey yar bağrına basar
Benim sâdık yârim kara topraktır
Kara topraktır


