Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitap İncelemesi

Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitap İncelemesi Apollon Kültür

‘’… büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.’’

J.D. Salinger’ın 1951 yılında yayımladığı Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı kitabı modern edebiyatın en tartışılan ergenlikten yetişkinliğe geçiş kitaplarından birisi olmuştur. Türkiyede ilk defa “Gönülçelen” ismiyle yayımlanan kitap Teoman’ın “Gönülçelen” şarkısına ilham olmuş hatta sahnede seyircilere Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabını dağıttığını görmüşüzdür. Ya da dünya tarihinin en önemli müzik gruplarından olan The Beatles grubunun ana solisti John Lennon bir hayranı tarafından suikaste uğradığında hayranı polisten kaçmak yerine Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabını okuyup kendini kitabın ana karakteri olan Holden Caulfield’le özdeşleştirmiştir.


Olgunlaşmanın Götürdüğü Masumiyet

Dünyaya gelmeden önce anne karnındayken bizim için tamamen haz dolu bir yaşam vardır. Sonsuz güvenli, sürekli beslendiğimiz tamamen dinginlik halinde bir ceninizdir. Dünyaya geldiğimiz anda ilk nefesimizin ciğerimizi yakışıyla anne rahmindeki cennet hayatının bozulduğunu anlarız. Yine de son derece aciz ve masum olmanın getirdiği bir rahatlık vardır. Annemizin besleyici memeleri onun şefkatli kolları ve teninin sıcaklığı bizi hayatın kendisiyle bütünleşmenin verdiği kibirle hazla doldurur. Yaşımız büyüdükçe yaşadığımız cennet hayatı ve aldığımız yeri asla dolmayacak olan hazlar yerini yavaş yavaş acıya bırakmaya başlar. Öncelikle kendimiz dışındaki insanların bizden farklı varlıklar olduğunu idrak ederiz. Dünyanın bizim etrafımızda dönmediğini başkalarının isteklerinin bizim isteklerimizle her zaman uyum içinde olmayacağını görürüz. Kibrimiz kırılır giderek ayrı bir birey haline geliriz.

Olgunlaşma dediğimiz bu bireyleşme süreci, bize sorumluluklarla başkalarını da önemseyebilme zorunluluğuyla gelir. Hayatın o rahat ve haz dolu kısmı giderek sona ermeye başlar ve ömrümüz boyunca o hazzı tekrar elde etmek için aranır dururuz. İnsanların çoğunun hayattaki amacı bu hazzı elde etmektir aslında. Belki dinlerdeki cennet de ana rahmindeki dinginliğin metaforlaştırılmasından ibarettir. Mesela Adem ve Havva hikayesine bakalım. İkisi de tanrının cennet bahçesinde sonsuz güvenli, dingin ve huzurlu bir biçimde yaşarlar. Kötünün ne olduğundan ayıbın ne olduğundan haberleri bile yoktur. Tıpkı bir bebek gibi cahil ve masumdurlar. Kendilerini sadece tanrının cennetinin nimetlerine ve hazlarına bırakmışlardır. Hayat ağacından beslendikleri sürece de ölümsüz olacaklardır. Ancak daha sonradan yılan onları kandırır ve Bilgelik ağacının meyvesini yemelerini sağlar. İşte bu meyveyi yedikten sonra Adem’le Havva’nın “kötü” den haberi olur. Artık “ayıp”lar başlar masumiyet kaybolur. Bunun cezasını Cennet hayatından Dünya hayatına düşerek çekerler. Tıpkı bir bebeğin ana rahminden dünyaya düşmesi gibi.

Yaşımız büyüdükçe ergenlik denilen zamana geliriz. Hormonların ve yavaş yavaş aileden ayrılma zamanının yaklaşmasıyla hayat iyice sorumluluklar vermeye ve acılarla dolmaya başlar. Bütün hayatımız boyunca cenin halindeyken aradığımız hazzı aramaya çalışıp durmamız hep doyumsuz hazlarla sonuçlanır. Çeşitli haz verici bağımlılıklar, oyunlar, meraklar, kadınlar ya da erkekler kısaca bize haz veren ne varsa hepsinin sonu doyumsuzluk yani tatminsizliktir. Ergenlik, bir daha asla çocuk kalamayacağımız acı gerçeğinin yavaş yavaş kabullenmeye çalışıldığı dönemdir. Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabının işlediği konu da tam olarak bu. Ergen bir erkeğin hayata tutunamayışı ya da tutunmaya çalışması. Fakat bu kitabı yalnızca klasik bir ergen kitabı olarak da ele alamayız. Çünkü bir ergenin dünyaya bakışı demek çocukluğun masumiyetinin ve berrak zihninden parçalar taşıyan birinin yetişkinlerin dünyasını anlamaya çalışması demektir.

Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitabının Yazarı J.D. Salinger (1919 - 2010).
Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitabının Yazarı J.D. Salinger (1919 – 2010).

Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın Konusu

Peki yetişkinlerin dünyası nasıldır? Sahtekarlıklarla dolu, yalanlarla dolu, başkalarına güzel görünüp içten içe çirkin olmalarla dolu. Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki ana karakterimiz Holden Caulfield, dünyanın bu masum olmayan yalan dünyasını gördükçe insanlardan ve hayattan nefret etmeye başlar. Yetişkin olmak demek, hayatına hiçbir anlam katmayacak saçma sapan işlerde çalışıp kendi potansiyelini köreltmek demek. Yetenekli olduğun ve sevdiğin konular eğer yetişkinlerin dünyasında para ve statü etmiyorsa o konulardan vazgeçmek demek. Para için ya da yetişkinlerin dünyasında tutulan biri olmak için sahtekar olmak, kendini satmak, yüzüne binlerce farklı maske takmak demek.

Yazının giriş paragrafında John Lennon’u öldüren kişinin kendisini Çavdar Tarlasında Çocuklar okurken bulunması ve kendisini Holden Caulfield’le özdeşleştirdiğini söylemiştim. Peki onu öldürmeden bir kaç saat önce John Lennon’dan imza aldığını biliyor muydunuz? Aynı zamanda katilin John Lennon’un sıkı bir hayranı olduğunu? Katilin John Lennon’u öldürme sebebi Imagine şarkısında özel mülkiyetin kaldırılmasından bahsederken Lennon’un zengin şekilde bir hayat yaşamasıydı. Onu tıpkı Çavdar Tarlasında Çocuklardaki Holden gibi “sahtekar” olarak nitelendirdi ve bir sahtekar olduğunu düşündüğü için öldürdü. Bu düşüncenin çok benzerini Holden’ın abisi olan D.B. Caulfield hakkında düşüncelerinden görebiliyoruz. Holden sırf abisi olduğu için abisine karşı doğrudan çok sert cümleler kullanmaktan çekinse de abisinin de çok yetenekli ve çok sevdiği bir yazar olmasına karşın sırf para için Holywood’da senaryo yazmasının kendisini satan bir fahişeden farksız olduğunu düşünür.

Tüm düzen, hayatlarının şu ya da bu döneminde çevrelerinin onlara veremediği şeyleri arayan insanlar için kurulmuştur. Veya çevrelerinin onlara sağlayamadığını sandıkları şeyleri arayan insanlar için.

Entelektüel bir uğraş yani sanat, felsefe gibi şeyler para için yapılıyorsa orada yozlaşma olur. Yapılan şey bir ürüne yani metaya dönüşür. Bunu olabildiğince çok insana satabilmek için bu metayı insanların satın alacağı şekle getirmek zorundasınızdır. Bu da kaçınılmaz olarak yüzeyselleşmeyi beraberinde getirir. Çünkü insanların çoğu yüzeyseldir ve yetenekli bir sanatçı gibi dünyayı algılayamazlar. Antik Yunandaki sofistlerden tutun bugünkü şarkıcılara kadar sanat ve felsefe ne zaman bir ürüne dönüşse orada kalitesizlik, sahtekarlık ve düşüklük görülür. Herhalde 21. yüzyılı bu düşmüş sanatın ve felsefenin zirve yaptığı dönem olarak nitelendirebiliriz. Bir toplumun kalitesinin ölçümü olan sanat ve felsefenin yüzeyselleşmesi toplumun da yozlaşmasını getirir. Bugün ikili ilişkilerin bile uygulamalara döndüğü, herkesin yaptığı her şeyi güzellik filtresinden geçirerek paylaşarak kendini değerli hissetmeye çalıştığı bir dönemde içerisinde sahtekarlığın olmadığı bir şey görmek hemen hemen çok zor.

Çavdar Tarlasında Çocuklar, Holden Caulfield İllustrasyonu
Çavdar Tarlasında Çocuklar, Holden Caulfield İllüstrasyonu

Sistemin Kötü Olması Bizim De Kötü Olmamızı Gerektirir Mi?

Görüldüğü gibi J.D. Salinger Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabında bir ergenin gözünün aslında ne kadar değerli olduğunu ortaya koymuştur. Ancak bu kitapta anlatılan tek şeyin bu olduğunu söyleyemeyiz. Holden Caulfield’in hayata ve herkese olan nefreti, hayata tutunamamasının bir sonucu olarak gelse ve onu anlayabiliyor hatta çoğu yerde onu haklı bulabiliyor olsak da Holden, eleştirilmesi ve özenilmemesi gereken bir figür. Çavdar Tarlasında Çocuklar, içerdiği argodan ve cinsel içerikli bölümlerin yanı sıra aynı zamanda ergenlerin Holden’e özenmesi ve asileşmesinden dolayı ABD’de 1960-1982 yılları arasında en fazla sansüre ve yasağa maruz kalan kitaplardan biri olmuştur. Tabi tüm bu sebeplerin dışında, yetişkinlerin sahte hayatlarının ifşa olmasından rahatsız olması ve bu yüzden bu kitabı komünistçe bir kitap olarak suçlamasının da etkisi var.

Çavdar Tarlasında Çocuklarda gördüğümüz gibi ve ondan etkilenen John Lennon’un katilinde de gördüğümüz gibi Holden karakteri ve katil aslında kendi içinde bir savaş yaşıyordur. Mesela Holden, aslında aciz, fazla duygusal, çoğu zaman safsatalara ya da niyet okumalara inanarak başkalarını suçlayan bir karakterdir. Holden sorunlu bir insan, normal bir psikolojiye sahip değil. Böyle insanlar genelde kendileriyle yüzleşmekten o kadar kaçarlar ki kendi içlerindeki kötü olanı gerçekleştirebilmek için kendilerine geçerli ve gerçek bir neden bulurlar. Örneğin Holden, insanların yapaylığı, sahtekarlığı ve hayatın kendisiyle ilgili yaptığı tespitlerin çoğunda haklıdır. Bu haklılığına rağmen Holden, kendisindeki nefreti, tutunamayışı ve insan ilişkilerindeki kendi garipliklerinin hepsinin suçunu bu tespitlerle rasyonelleştirir. Bu insanın kendisinden kaçmasının ve mantığın yerini tamamen olumsuz duygulara bırakmasının sonucudur.

John Lennon’un katiline geleceksek o da tıpkı Holden gibi düşünmekte hayata karşı ve bunu birisini öldürmeyi haklı kılacak bir düşünce olduğuna inanıyor. Çoğu katilde de gördüğümüz gibi kendisini işlediği suçun kötü bir eylem olmadığına inandırıyor. “Sistem kötü sisteme ayak uyduran insanlar kötü, herkes sahtekar, herkes iğrenç bir tek ben ahlaklıyım ben iyiyim ve ben sisteme karşıyım” kibirli bakışına sahip tıpkı Holden gibi. Halbuki bu insanlar bir kendilerine aynadan bakabilseler içlerindeki öfkenin ve nefretin dışarıdan çok kendilerine yönelik olduğunu ama bunu kendileriyle yüzleşmekten kaçtıkları için hep dışarıya yönelttiğinin farkına varsalar ve kendilerini düzelterek hayatı da düzeltmeye çalışsalar. Şüphesiz birçok yetenek ve potansiyelli iyi insan kazanmış olurduk.

Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitabı Phoebe ve Holden Caulfield'in Atlı Karınca Sahnesi.
Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitabı Phoebe ve Holden Caulfield’in Atlı Karınca Sahnesi.
Yağmur Altında Atlı Karıncayı İzlemek

Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabında Holden’e kendisini gösteren ve onun potansiyelini ortaya çıkaran iki kişi var kitapta biri vefat etmiş kardeşi Allie birisi de diğer kardeşi Phoebe. Allie’nin vefatının Holden’i oldukça etkilediğini ondan bahsettiği pasajlarda görebiliyoruz. Aslında hayattaki birçok şeyden nefret etme sebeplerinden birisi de hala onun vefatını kaldıramayışı olması. Sürekli çocukluğundan ve ondan bahsetmesi hatta onun beyzbol eldivenini saklıyor oluşu Holden’in çocukluk masumiyetini koruma arzusunun bir yansıması.

Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli insansa?

Phoebe’de çocukluk masumiyetinin henüz kaybolmadığı kardeştir. Phoebe’nin yanında hayata karşı olan nefretiyle ve her şeyi terk etme isteğiyle (Dolaylı İntihar üzerine başka bir yazıda bahsetmiştim) dolduğunu açıklasa da Phoebe’nin sözleri karşısında adeta ezilir. Phoebe, Holden’e o kadar temiz ve o kadar gerçek gelir ki onun dünyası ve onun bakışı hala hayata tutunabilmek için bir neden sağlar. Romanın sonuna doğru yağmur altında atlı karıncaya binerken onu izler. Phoebe’nin düşme riskine karşın altın halkaya ulaşma gayretini gören Holden, hayatta başımıza bela açabilecek tüm risklere rağmen çocukların büyümesini ve yaşama tutunmasını engelleyemeyeceğini fark eder. Onu diğer herkesten daha farklı hissettiren ve başına bela geldiğinde sığındığı kırmızı avcı şapkasını başına takar ve hayatının en mutlu gününü yaşar.

“Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte!”
-Nilgün Marmara

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir