Maggie O’Farrell’in 2020 yılında yazdığı Hamnet kitabından uyarlanan, daha önceden Nomadland filmiyle Oscar ödül töreninde kendinden söz ettirmiş yönetmen Chloé Zhao, bu kitaptan esinlenerek yaptığı “Hamnet” filmiyle yeniden Oscar ödüllerinde adından bahsettirdi. ABD’ de 26 Kasım’da vizyona girmesine karşın Türkiye’de 6 Şubat’ta vizyona giren Hamnet, özellikle son sahnesiyle izleyenlerin gözünü doldurdu. Film, oğulları Hamnet’i kaybeden William Shakespeare ve Agnes’in acısını ve yas sürecini anlatıyor.
Orman Cadısı Agnes
Hamnet filminin anlatı merkezinde Shakespeare’den çok eşi Agnes’i görüyoruz. Agnes, Shakespeare’nin yanında adı bile bilinmeyen kadını temsil eder. Tarih kitaplarında gerçek isminin Anne Hathaway olduğu söylense de Maggie O’Farrell bu kitapta onu Agnes yaparak, tarih anlatımındaki pasifize edilmiş kadın karakteri yerine baskın, güçlü bir kadın koymayı tercih eder. Agnes, ormanda vakit geçiren, şahiniyle konuşan, bitkilerin dilinden anlayabilen, doğadan elde ettiği bilgilerle alternatif tıp ilmine sahip, fal bakabilen kısacası doğayla özdeşleşmiş bir kadındır. Filmin en başında, orman cadısı olarak dışlansa da baskın karakteri sayesinde bütün bu dışlamalara karşın kendi iç dünyasında inşa ettiği özgür kadını koruyarak saygınlık kazanır. Hamnet filmindeki Agnes, Virginia Woolf’un “Kendine Ait Bir Oda” kitabında bahsettiği Judith Shakespeare örneğine benzer şekilde tarih kitaplarında yer alamayan pasifize edilmiş kadının yerine konur. Erkeğe biat eden bir yapısı yoktur. Shakespeare ne kadar sanatın dilinden anlayan biriyse o da doğanın dilinden anlayandır. Bu açıdan Hamnet, Agnes’in de hikayesini anlatarak unutulmuş, “Shakespeare’nin karısı”nı bize gösterir.
Hamnet ve Judith’in Ölümü Kandırması
Hamnet filminde Shakespeare ve Agnes çiftinin Judith, Hamnet ve Susanna olmak üzere üç çocuğu vardır. İçindeki potansiyeli küçük bir köye sığdıramayan Shakespeare sık sık Londra’ya taşınarak tiyatro işiyle ilgilenir. Bu esnada Agnes 3 çocuğu ile birlikte köyden ayrılmaz. Ev işleriyle ve çocuk bakımını üstlenir. Shakespeare Agnes’i, Londra’ya davet etse de Agnes, ait olduğu ormanı bırakmak istemez. Shakespeare’ de içindeki cevheri köyün sınırlı şartlarında yitirip gitmesine göz yummaz. İki karakterin farklı yaşam arzuları yüzünden çift, yılda yalnızca birkaç defa kısa süreliğine bir araya gelirler. Shakespeare, Londra’dayken kızı Judith, veba hastalığına yakalanır. Judith ölümle burun burunayken Hamnet, onu kurtarmak için Azrail’i kandırmaya karar verir. Judith’in yanına uzanır ve beraber uyurlar. Sabah uyandıklarında Azrail yanlış kişiye gelmiş olur. Judith iyileşirken veba bu sefer Hamnet’e bulaşır. Agnes’in tüm çabalarına rağmen Hamnet kurtulamaz. Bu ölümle beraber filmin en can alıcı kısmı başlamış olur.
Agnes’i ağır bir yas duygusu sarar. Londra’dan eve Judith’in hastalığı için gelen baba Shakespeare oğlunu kaybettiğini görünce o da yıkıma uğrar. Agnes, Hamnet’in ölümünden elbette Shakespeare’i sorumlu tutmaz. Ancak ölüm anlarında William’ın onların yanında bile olamamasına içerlenir. Şüphesiz ikisi de Hamnet’in ölümlerinden büyük bir ızdırap duyarlar. Agnes, bu yas sürecinde daha fazla kendini salıp yaşama karşın hiçbir şey yapmayarak acısını yansıtırken Shakespeare’in yine bu acı günlerde bile olsa iş gereği Londra’ya gittiğini görürüz. Filmin bu anlarında muhtemelen herkes Shakespeare’in vurdumduymazlığından dolayı onu kötü görse de filmin ileri ki zamanlarında William’ın acısının ne derece yüksek olduğuna şahit oluruz. William’ın gerek dağılmış bir karaktere bürünmesi, uçurumun eşiğine gelip intiharı düşünürken “olmak ya da olmamak” tiradını söylemesi Shakespeare’in de acısının ne kadar büyük olduğunu bize gösteriyor. Bunun yanında Shakespeare, diğer komedi tiyatrolarından farklı olarak bu sefer bir trajedi yazacak ve oğlunun “Babamın oyuncularından biri olacağım.” arzusunu gerçekleştirecekti.

Filmin verdiği mesajlardan birisi de belki budur. Yas sürecinde herkes için ortak olan nokta acıdır. Ancak bu acının nasıl yaşanacağı kişiden kişiye göre değişir. Kimisi bunu bariz gösterirken, kimisi içinde yaşar ve hayatına olduğu yerden devam ediyormuş gibi görünür. Bununla ilgili günümüzde insanların yas süreciyle ilgili ne kadar cahil, empati yoksunu ve acımasız olduğuna dair bir şey hatırlıyorum. 6 Şubat depreminde ülkemizde yaşanan büyük bir acı sonrası. Bir Youtube içerik üreticisi, depremden dolayı annesini kaybetmişti. Yaşadığı acı ve travma oldukça büyük olmasına rağmen acısını farklı bir şekilde yaşadı. Kısa bir süre sonra Youtube’a içerik üretmeye devam etti. Bunun ardından insanlar “annen ölmüş hala video atıyorsun nasıl adamsın sen, duygusuz herif” gibi söylemlerle çocuğu linç ettiler. İnanılmaz ama maalesef çocuk bu linçlerin ardından insanlara annesinin kaybından dolayı acı çektiğini kanıtlamak için açıklama yapmak zorunda kaldı. Empatiden yoksun, yas tutmanın ne olduğunu bile bilmeyen bir grubun maalesef aynı deneyimi yaşamadan o çocuğun acısını anlayabilmesi mümkün değil. Kafalarına bir şablon oturtmuşlar ve o şablonun dışında kalan herkesi linçliyorlar. Bu çocuk da kafalarındaki yas tutma şablonuna oturmadığı için onca acısının üstüne linç yedi ve ağlayarak açıklama yapmak durumunda kaldı.

Shakespeare’in Oğluna Veda Mektubu: Hamlet
William Shakespeare, oğlu Hamnet’in ölümünün ardından uğradığı yıkımla oğlunu ölümsüzlüğe taşımak ister. Hamnet’in ilk kısmında Agnes’e Orpheus’un hikayesini anlatmıştır William. Bu hikayeye göre Orpheus, aşık olduğu Eurydice’yi kaybeder. Sevgilisinin ölümünden dolayı çaldığı ağıtlar o kadar etkileyicidir ki bütün tanrılar Orpheus’a ağlar. Orpheus’un Eurydice’yi kurtarması için ölüler diyarına gitmesi gerektiğini söylerler. Orpheus, gidenin bir daha geri dönemediği o ölüler diyarına gider. Etkileyici ağıtlarıyla Hades ve Persephone’yi etkiler. Hades ve Persephone, Orpheus’a tek bir şartla sevgilisini dünyaya tekrar götürebileceğini söyler. Bu şart şudur. Orpheus önden gidecektir. Eurydice arkadan gelecektir ve ölüler diyarından ayrılana kadar Orpheus’un asla ama asla arkaya bakmaması gerekir. Ölüler diyarının çıkışına oldukça yaklaşırlar. Ancak Orpheus’un arkasından sevgilisinin ayak sesleri gelmez. Orpheus büyük bir ikileme düşer, zihni allak bullak olur ve dayanamayarak arkasına bakar. Sevgilisinin arkasında olduğunu gören Orpheus böylece onu tekrar kaybeder.

Shakespeare, Orpheus gibi davranarak sanatıyla oğlunu tekrar yaşama döndürmek ister. Fakat Orpheus’un aksine o sevdiğini geri getirmeyi başarır. Yas sürecinde geçirdiği bunalımları, hüznünü ve öfkesini “Hamlet” adını vereceği eserine yansıtır. Hamlet, oğlu Hamnet’tir aslında. Bu eserde tıpkı Judith ile Hamnet’in yer değiştirmesi gibi bu sefer Baba ile oğul yer değiştirir. Ölü olan babadır. Yaşayan ise Hamlet. Bu şekilde Shakespeare gerçek hayatta kaçırdığı vedasına karşın, oğluna belki de yazılabilecek en güzel veda mektubunu yazarak onu ölümsüz kılar. Oğlu Hamnet’in ölümüyle çektiği acıyı sanata dönüştüren Shakespeare, bireysel bir acıyı evrensel bir katarsise dönüştürmüştür. William’ın kendisi de oyuncu olarak sahneye çıkar. Son defa oğlu Hamlet’le konuşur. Sahneyi terk eder. Max Richter’in “On The Nature Of Daylight” müziğinin sesleri yükselir. Bir süre sonra Hamlet, babasının katilleriyle dövüşerek öcünü alır. Fakat kendisinin de babasını öldüren kralın hilesi yüzünden vücuduna zehir bulaşmıştır çoktan. Sahnede Hamlet dışında kimse kalmaz. Hemen önünde ise annesi Hamnet’in annesi Agnes. Hamlet son tiradını da söyledikten sonra ölüme doğru giderken 11 yaşındaki Hamnet’in sahneyi terk ettiği ve son defa arkasına baktığı müthiş bir sekans görürüz. Hamlet ölürken Agnes ona elini uzatır. Bir annenin ölen evladına elini uzatmasının ardından orada Hamlet’in acısına ağlayan herkes elini Hamlet’e uzatır ve film biter.
Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
-William Shakespeare *Hamlet


