Sinema Evrenleri Yaratıcılığı Nasıl Öldürüyor?

Martin Scorsese and marvel

Sinema, bir asırdan uzun süredir hem sanat hem endüstri çizgisinde oradan oraya sapmalar yaşadı. Ancak 21. Yüzyılın sinemasında bu sapma “sinema evrenleri” sayesinde tartışmalı bir noktaya evrilmiştir. Marvel Sinema Evreni (MCU), DC Sinematik Evreni ve sayısız yeniden başlatılan serinin hakimiyeti altında, sinema artık yönetmenlerin kişisel vizyonlarını ifade ettiği bir sanat dalı olmaktan çıktı. Bunun yerine titizlikle yönetilen, birbirine bağlı bir içerik üretim hattına dönüşmüş durumda.


Sinema Evreninin Yükselişi: Sanatın Ticareti

Sinema, tıpkı diğer sanat dalları gibi insanın iç dünyasının yansımasının bir aracıdır. Sanattaki ana amaç, gerçek bir yaratım sürecinden çıkıp para kazanmak olduğunda sanatın en yüzeysel haliyle karşılaşırız. Bu yalnızca sanat için geçerli değildir. Örneğin tarihte felsefe, para için yapıldığında ortaya sofistler çıkmıştır. Herhangi bir konuda ana amaç bir trend yakalayıp o trende uygun içerikler üretmek daha sonra o içeriklerden para kazanmak olduğunda, konunun derinliğine inilmeden kalitesiz üretimler gerçekleşecektir. Çünkü para kazanmak, insanların taleplerine karşılık vermeyi zorunlu tutmaktadır. İnsanların çoğunluğunun bilgi ve kültür seviyesi fazla değildir. Bundan dolayı insanların taleplerini karşılamak bilgi ve kültür seviyesinin en azda tutulduğu içerikler çıkarmak demektir. Bugün, tam olarak öyle bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medyanın etkisiyle, milyonlarca insana ulaşmanın kolay olduğu ve bu kolaylıktan para kazanabilmenin herkes için geçerli olduğu bir dönem. Dolayısıyla böyle bir dönemde, para kazanmak için daha avam kesime uygun içerikler yapıldığında; herkes bir şarkıcı, bir filozof veya bir yazar olabiliyor(!).

Şüphesiz ki sinema, bu kalite düşüşünün yaşandığı alanlardan birisi. Franchise sinema şirketlerinin, Holywood’u bir fabrikalaştırması, Holywood’un iş modelini yeniden yazmıştır. Sinema şirketlerinin para kazanmak için başvurduğu en önemli strateji, bir sinema evreni yaratmasıdır. Bu sinema evrenleri sayesinde stüdyolar, önceden kanıtlanmış, sevilen markalara yatırım yapmaktadır. Bu sayede devasa bütçelerin gişede batma riskini minimize eder. Orijinal bir fikre 200 milyon dolar harcamak yerine, tanıdık bir süper kahramana yatırım yapmak, öngörülebilir kâr sunar. Ayrıca bu filmler kendi içinde bağımsız bir eser değildir. Daha sonra çıkacak filmin hazırlığı niteliğinde yapılır. Karakterler bir sonraki filme de taşınmalı, evren asla bozulmamalıdır. Bu zorunluluk, filmi bir ürün haline getirmiştir. Artık ürünün kalitesi, filmin ne kadar özgün ve kaliteli olduğuyla ölçülmez. Bunun yerine sistemin gerekliliğine uyup uymadığı önemsenir. Sinema evrenleri artık sadece sinema salonlarıyla sınırlı değildir. Platformlar için sürekli beslenmesi gereken bir dizi, mini dizi ve özel programlar ekosistemidir. Amaç, izleyiciyi sürekli olarak evren içinde tutmaktır.

Sinematik Evren Filmleri

Martin Scorsese’nin Eleştirisi: Tema Parkı ve Sinemanın Ölümü

Bu sisteme en yankı uyandıran ses ünlü yönetmen Martin Scorsese’den geldi. Scorsese, süper kahraman filmlerini kastederek. Bu filmlerin bir sinema olmadığını hatta bunların bir tema parkı olduğunu söylemişti. Scorsese, bu ifadesiyle oldukça gündeme gelmiş, eleştiri yağmuruna tutulmuştu. Scorsese’nin görüşüne göre sinema, insan deneyiminin karmaşık yönlerini, duygusal riskleri ve sanatçının kişisel vizyonunu yansıtan bir alandır. Sinema, izleyiciyi beklenmedik yerlere götürme, karakterleri ahlaki ikilemlerle sınama ve dünya görüşünü değiştirme potansiyeline sahiptir. Süper kahraman filmleri ise tam tersidir. Hiçbir risk almayan, izleyiciyi önemsemeyen, sadece tatmin edici bir eğlence sunan önceden paketlenmiş filmlerdir. Scorsese bu filmleri bir sanat olarak görmez. Bunun yerine içerik denmesini tercih eder. Sinematik evrenlerin sadece içerik üretebilmek adına çok kısıtlı bir zamanda az para vererek sadece film üretmek için film ürettiğini biliyoruz. Hatta bu filmler zaman zaman içerdiği efektlerin kalitesizliği ve filme özenilmemesi sebebiyle sinematik evren hayranları tarafından bile eleştirilirmişlerdir.. Bu eleştiriler aslında Scorsese’nin bakış açısını doğrulayan örnekler diyebiliriz.

Orta Sınıfın Ölümü ve Kaybolan Çeşitlilik

Endüstri, bu dönüşümle birlikte ekonomik olarak ikiye bölünmüştür. Bir yanda yüz milyonları aşan bütçeyle çekilen franchise filmleri vardır. Diğer yanda ise küçük, bağımsız sanat filmleri yer almaktadır. Bu bölünmenin ortasında yer alan orta ekonomiye sahip filmler ise giderek yok olmaktadır. Stüdyolar, 50 milyon dolarlık bir orijinal fikrin gişede 100 milyon dolar kazanma potansiyelini önemsemez. Bunun yerine 250 milyon dolarlık bir süper kahraman filminin 1 milyar dolar kazanma potansiyelini tercih etmektedir. Martin Scorsese’nin savunduğu türden, karakter odaklı, karmaşık ahlaki filmler, yüksek bütçeli olsalar bile, öngörülemez getirileri nedeniyle riskli görülmektedir. Yönetmen ve senaristler de daha fazla para kazanabilmek için bu franchise şirketlere yönelmektedir. Bundan dolayı sinemanın parlak yetenekleri de kurumsallık adı altında çürütülür. Yönetmenler, kendi kişisel filmlerini finanse edemez hale gelmiştir. Bundan ötürü yaratıcı enerjilerini stüdyo kısıtlamaları altında seri üretim filmlere harcamak zorunda kalırlar.

Orta bütçeli filmlerin azalması, izleyiciye sunulan çeşitliliği ciddi şekilde daraltır. Sinema salonları, sadece “mutlaka büyük perdede izlenmesi gereken” görsel şölenlere ayrılmıştır. Bu durum, sinemanın kültürel ve entelektüel işlevini zayıflatır; izleyiciyi aktif düşünmeye sevk eden filmler yerine, pasif ve yüksek eğlence vaat eden filmlere alıştırır. Scorsese’nin “tema parkı” benzetmesi de tam olarak bu tek tip deneyime vurgu yapmaktadır. Scorsese bu konu hakkında şöyle söylüyor: “Günümüzde pek çok film, anında tüketim için üretilmiş mükemmel ürünlerdir. Birçoğu yetenekli insanlar tarafından hayata geçiriliyor. Yine de, sinema için gerekli bir şeyden yoksunlar: Bireysel bir sanatçının birleştirici vizyonu. Film yapmayı hayal eden ya da yeni başlayanlar için, şu andaki durum oldukça kötü. Bu kelimeleri yazmak, içimi derin bir hüzünle dolduruyor.”

Sinema Evrenleri Yaratıcılığı Nasıl Öldürüyor?” yazısında bir düşünce

  1. Pingback: Schopenhauer: "Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar" İncelemesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir