
“Sana mı inanayım? Bu bedene hapsolmuşken nasıl bir şeye inanabilirim ki? Neye inanmalıyım – anılarıma mı? Anılar da tıpkı diğer her şey gibi kolayca uydurulabilen bilgi kırıntılarıdır!”
Hiromu Arawa tarafından yazılan Full Metal Alchemist, bize anneleri vefat etmiş iki kardeşin simya yoluyla annelerini diriltmeye çalışmasıyla vücutlarını kaybetmesiyle başlıyor. Vücutlarını ve annelerini geri getirme yolculuğunda simyanın peşinden giden bu iki kardeşin karşılaştıkları engeller ve acılar. Simya’da asıl önemli olanın içsel yolculuk olduğunu bize gösteriyor. Maddeye hükmetmenin bilimi olan simya aslında kişinin kendi ruhuna hükmetme ve erdemli olabilme çabası olarak karşımıza çıkıyor. Bu yazı, Full Metal Alchemist incelememize bir giriş olarak simya hakkında genel bilgilerin verilmesini içerecek. Bir diğer partta Full Metal Alchemist’le ilgili daha çok anime üzerinden anlatımlara yer vereceğiz.
Felsefe Taşının Anlamı
Hiromu Arawa tarafından yazılan Full Metal Alchemist Brotherhood bize yüzeysel olarak sürükleyici bir macera ve aksiyon hikayesi anlatsa da derin anlamlara sahip bir animedir. Full Metal Alchemist, izleyicisini simya, gnostisizm ve kabalistik unsurlarla beraber iki kardeşin iç yolculuğu ve ruhsal olarak arınma sürecine sokar bizi. Full Metal Alchemist’in ana merkezinde eşdeğer değişim prensibi yer alır. Newtonun etki tepki yasası olarak da görebileceğimiz bu yasaya göre evrende yapılan her şeyin bir tepkisi olacaktır. Bu anime bu yasayı bize simya ile anlatır. Bir şeyi elde edebilmek için hakikat denilen varlık o şeye eşdeğer başka bir şeyin kaybedilmesine yol açar. Bu yasa, Full Metal Alchemist’te annelerini kaybeden Elric kardeşlerin simya kullanarak annelerini yeniden diriltmeye çalışmasının bir temelini oluşturur. Elric kardeşler, bu yasak girişimin sonunda başarısız olurlar ve vücutlarını kaybederler. Alphonso Elric vücudunun tamamını kaybederken, Edward Elric yalnızca kolunu kaybetmiştir. Bu iki kardeşin vücutlarını geri alma çabasına girişirler. Bu yolda onlar için asıl önemli olanın felsefe taşını bulmak olduğunu öğrenirler ve felsefe taşını bulmaya koyulurlar.

“Lapis Philosophorum” yani felsefe taşı, simyada genel olarak basit metalleri altına çevirebilen taş olarak görülür. Oysa ki felsefe taşı insanın tanrı olma arayışıdır aslında. Maddeye hükmetmek ve maddeyi insanın arzularına göre manipüle edebilmektir. Bu taş, metaforik olarak insanın ölümsüz tarafını simgeler. İnsanın asla ölmeyecek olan, gelip geçici olmayan kendi özüne ulaşma çabasıdır aslında felsefe taşına ulaşma yolculuğu. Simyacılar felsefe taşına ulaşmak için maddeyi onun ilk haline dönüştürülmesi gerektiğine inanırlar. Platon dahil birçok filozofta olan maddenin ilk hali, ateş hava su ve toprak formlarının da ötesinde olan bu formların da o ilk maddeden geldiği maddedir. Platon‘ a göre bu esir maddesidir. Ateş hava su ve toprak elementleri, Havadan da ince, evrendeki her yeri kaplayan boşluk dediğimiz yerlerde bile bulunan bu esir maddesinin matematikle beraber form kazanmasıdır.
Güncel fizik açısından baktığımızda ne kadar esir teorisi çürütülmüş gibi görünse de kuantum fiziği bize evrende hiçbir boşluğun olmadığını ve her yerin kuantum alanlarla dolu olduğunu söylüyor. Einstein’in enerji ve maddenin birbirine dönüşebileceğini kanıtlamasıyla enerji ve madde arasındaki sınır da ortadan kalktı. Parçacık dediğimiz ve enerji dediğimiz şeyler bu kuantum alanlarda meydana geliyor. Kuantum alanları oluşturan şeye de sicim teorisi bir yanıt veriyor. Sicim teorisine göre evrendeki her yer sicim denilen ipliksi yapılarla doludur. Bir ağ gibi sarmıştır her yeri, evrendeki en küçük boyuta sahip olan bu sicimlerin belli frekansta titreşmeleriyle kuantum alanlar meydana gelir ve o alanlardan da farklı parçacıklar meydana gelir. Yani maddenin özünde aslında tek bir madde yer alır o da sicimdir.
Full Metal Alchemist’e geri dönersek işte simya, maddeyi bu ilk formuna geri döndürüp daha sonra bir demiorgos gibi maddeyi tekrar formlandırma işlemidir. İçerisinde kabaladan gnostisizmden ve tasavvuftan da öğeler bulabileceğimiz simya aslında sadece maddesel bir şey değildir. Carl Gustav Jung, simyayı bir ruhsal ilerleme süreci olarak görür ve içerdiği şeyleri kolektif bilinçdışından gelen simgeler olarak ele alır. Dolayısıyla simyadaki kavramları batıni olarak düşünerek de yorumlayabiliriz. Böyle bir yorumla özet olarak simya, İnsanın kendi kendini tanımasıdır aslında. Kendi bedenine hükmedebilmesidir, özünü keşfedebilmesidir. Özünü keşfeden kişi evreni keşfeder. Sokrates’in “Kendini Bil” sözünü amaç edinmiş bir ilimdir. İnsan, kendi karanlığında yaptığı yolculuklarla elde ettiği bilgilerle kozmik bilgilere de erişmiş olur. Maddesel formlar matematikle bir düzen kazanmadan önce kaosa sahiplerdi. Bir demiorgos vasıtasıyla kaotik madde yoğrularak düzenlendi. Bu görüş, insanın kişiliğinin de kaotikliğini temsil eder. Ruhun tam olarak keşfedememiş, kendini yönetemeyen ve potansiyelini bilemeyen insanın iç dünyası kaotiktir. Bu yüzden karakteri tam oturmamıştır.
Kişi, yaptığı eylemlerin nedenlerini bile çoğu zaman bilemez. Akılla yaptığını zannettiği birçok eylemin arında da içgüdüleri ve duyguları vardır. İyi olanın neden iyi, kötü olanın neden kötü olduğunu bilmez yalnızca daha önce gördüğü davranışları taklit eder. Eğer insan kendi ruhunda bir dönüşüm yapabilirse işte o zaman farkındalık kazanır. Kader olanla iradeye dahil olanı, iyi olanla kötü olanı birbirinden ayırabilir. Bu da ancak bilginin ve hakikatin peşinden koşmakla gerçekleşebilir. Kişinin egosunu durdurması, olaylara psikolojik veya duygusal değil kendi egosunu da aşan bir şekilde bakmasıyla olabilir. O da ancak mantıkla, yani matematikle mümkündür. Kişinin egosu rölatiftir, algısaldır. Hayata egosal bakan insan olayları ve durumları rölatif bir biçimde ele alacaktır. Halbuki gerçek aslında öyle değildir. Kişi, kendi egosunu yenip olaylara tüm çıplaklığıyla bakabilir. Ancak eğer bir kişi kendinden kurtulması gereken şeylerden kurtulamaz ve ruhunu besleyemezse dünyaya çakılıp kalır. Sanılara, inançlara ve zanlara göre yaşar. Oradan oraya sürüklenip durur.
“İnsanlık, karşılığında bir şey vermeden hiçbir şey kazanamaz. Elde etmek için, eşit değerde bir şey kaybedilmelidir. Bu, Simya’nın Eşdeğer Değişim yasasının ilkidir. O günlerde, bunun dünyanın tek ve yegane gerçeği olduğuna gerçekten inanıyorduk.”
Magnum Opus Yolunda 4 Aşama
Kişinin kemale ermesi yani ruhani olgunluğa ulaşması simyada Magnum Opus (Büyük İş) denir. Aynı zamanda değersiz metalleri altına veya filozof taşını elde etmeyi amaçlayan süreçlerin bütünüdür Magnum Opus. Magnum Opus’un aşamaları dört tanedir. Nigredo, citrinitas, albedo ve rubedo şeklinde geçerler. Birinci aşama kararma anlamına gelen nigredodur. Bu aşama, çürüme aşamasıdır. Bu aşamadaki insanın hakikat zannettiği şeylerin yalan olduğu ortaya çıkar. Kişinin kafasındaki inançlar ve zanlar yıkılmaya başlar ve bu yüzden kişi büyük bir yıkım yaşar. Kişi, hem çevresi hem kendisi hakkında yüzleşmekten kaçtığı gerçeklerle yüzleşir. Bu aşamada kişinin duygusal olarak depresif olması, ve yıkım yaşaması doğaldır. Çünkü egonun yıkılmaya başladığı ilk aşama budur. Kişi kendine karşı dürüst davranabilir, acıyı kucaklayabilir ve hakikatin peşinden tüm yıkımlara rağmen gitmeyi sürdürürse bu aşamayı atlatabilir. Aksi taktirde kişi giderek daha da dibe batacaktır.
“Kan kadar kırmızı, basit bir kaya parçası. Acıyı sevince, savaşı zafere, ölümü hayata dönüştürmeyi vaat ediyordu. Aklı başında bir insanın hayaliydi – her şeyi fetheden akıl. İşte bu yüzden ona Filozof Taşı denildi.”
Magnum Opus’un ikinci aşaması, citrinitas denilen sararmadır. Kişi bu aşamada tanrısal düzene boyun eğer. Kendini matematiğe ve geometriye bırakır. Bu da kişinin kendi dualite dengesini doğu kurma çabasıdır. En önemli erdemlerden olan ölçülülük bu aşamada çok önemlidir. Kişi bu seviyedede haz zannettiği şeylerin çoğunun aslında bir tuzak olduğunu fark eder. Kendi ruhuna zarar veren hazlardan uzaklaşır. Bağımlılıklarından kurtulur. Eğer kişi bu aşamada tökezlerse, aşırı cinselliğe düşkünlük, karşı cinsten tiksinme, haz bağımlılığı gibi problemlerle boğuşmak zorunda kalır.
Üçüncü aşama, albinito yani beyazlık aşamasıdır. Bu aşamada kişi ruhunun nereye ait olduğunu aramaya başlar. Kişi yavaş yavaş kendi özüne dönerek, maske takacağı ortamlardan uzaklaşmaya başlar. Kendisi gibi davranamadığı yerlerden kaçınır. Bu kişiyi giderek yalnızlığa itebilir ve insanı zorlayabilir. İnsan kendini diğerlerinden daha yabancı hisseder. Bu aşamada başarısız olmak da kadın nefretine, insan nefretine, hayata tutunamamaya dönüşebilir. Dördüncü ve son aşama Kızıllık anlamına gelen rubedodur. Bu aşamaya gelen kişi artık sanılar ve inançlar aleminden çıkmıştır. Bağımsız ve güçlüdür. Ruhu artık tuzaklara gelmeyecektir. Kişinin benliği ile egosu birleşmiştir. Kendi içindeki gölgesiyle, kötü tarafıyla, zıtlıklarıyla her şeyiyle yüzleşmiş kendisini bilmiş kendi ruhunu anlamış ve onunla kucaklaşmış kişidir.
Simya, hem kozmik hem de ruhani bir dramanın laboratuvar ortamında yansıtılmasını temsil eder. Opus magnum’un iki amacı vardı: insan ruhunun kurtarılması ve kozmosun kurtuluşu. … Bu çalışma zordur ve engellerle doludur; simyasal opus tehlikelidir. Hemen başlangıçta “ejderha” ile karşılaşırsınız, yeraltı ruhu, ‘şeytan’ ya da simyacıların deyimiyle “karanlık”, nigredo, ve bu karşılaşma acı doğurur. … Simyacıların dilinde, madde nigredo ortadan kalkıncaya kadar acı çeker; o zaman “şafak” (aurora) “tavus kuşunun kuyruğu” (cauda pavonis) tarafından müjdelenecek ve yeni bir gün doğacak, yani leukosis ya da albedo. Ancak bu “beyazlık” durumunda kişi kelimenin gerçek anlamıyla yaşamaz; bu bir tür soyut, ideal durumdur. Onu canlandırmak için “kan”a, simyacıların rubedo dediği, yaşamın “kırmızılığına” sahip olması gerekir. Sadece var olmanın tam deneyimi, albedonun bu ideal durumunu, karanlığın son izinin de çözüldüğü, şeytanın artık özerk bir varlığı olmadığı, ancak ruhun derin birliğine yeniden katıldığı bir bilince dönüştürebilir. Opus magnum tamamlanır; insan ruhu tamamen bütünleşir. -Carl Gustav Jung
Edward ve Alphonse’nin Yolculuğu
Full Metal Alchemist’e göre simya, cisimleri temel bileşenlerine ayırarak tekrar yapılandırmanın bir yoludur. Ancak bahsettiğimiz gibi bunun gerçekleşmesi için bir şeylerin feda edilmesi gerekmektedir. Bu eşdeğer değişim yasasının boşluklarından faydalanmak için felsefe taşı adında bir taş ortaya çıkarılmıştır. Felsefe taşı, kişiye ölümsüzlük, simyayı istediği ölçüde kullanabilme özgürlüğü gibi çok büyük güçler sağlar. Ancak felsefe taşını elde etmek için feda edilmesi gerekilen şey, başka insanların canıdır. İnsanlar bu güç uğruna, devletin güçlüleri tarafından öldürülüp ruhları felsefe taşına hapsedilir. Beden dönüşümü için felsefe taşını arayan Elric kardeşler bu gerçeğin öğrenilmesiyle felsefe taşına karşı bakış açıları 180 derece değişecektir. Simyayı yalnızca maddi bir dönüştürme olarak ele alan Elric kardeşler, homunculus adındaki düşmanlarla karşılaşırlar. Bu düşmanlar hıristiyanlıktaki 7 günahı temsil ederler. Greed (Açgözlülük), Lust (Şehvet), Wrath (Öfke), Gluttony (Oburluk), Envy (Kıskançlık), Pride (Kibir) ve Sloth (Tembellik) olarak karşımıza çıkar. Full Metal Alchemist Brotherhood’ da Elric kardeşler fark etmeseler de bu düşmanlar insanın içindeki onun ruhuna azap veren, kişinin ruhunun kemaliyete ermesine engel olan düşmanlardır. Her bir düşmanın yenilmesi Elric kardeşler için yeni bir ruhsal dönüşüm sağlayacaktır.
Bu süreç yalnızca Elric kardeşler için ilerlemez. Örneğin Scar karakterinin ve Roy Mustang’ın intikam ateşleriyle tutuşmalarına rağmen daha sonra bu arayışı bitirmeleri ve kibrini yenmeleri gibi ruhsal gelişimleriyle sonuçlanır. Anime’de annelerini hayata geri döndürürken hakikatle karşılaşan Elric kardeşler, onun kayıtsızlığını, umursamazlığını fark ederler. O aslında demiurgostur. Elric kardeşler ruhani olarak olgunlaşana kadar onlara asla yardım etmez. Tam tersine gnostiszmde olduğu gibi kötü karakterli biriymiş gibi görünür animede. Full Metal Alchemist’te bu Edward Elric’in hakikat kapısının Kabala’da yer alan Sephiroth ağacı olduğunu görürüz. Sephiroth ağacı’ da ruhsal olarak yükselmeyi anlatır. Sephiroth ağacında kişi ne kadar yükselirse o kadar hakikate yaklaşır. Ne kadar dibe giderse o kadar ruhu azap çeker. Full Metal Alchemist Brotherhood’un finaline geldiğimizde Elric kardeşlerin bütün bu günahlaı alt ederek günahlarından arındığını ve en sonunda annelerini tekrar diriltme arayışıyla başlayan yani kişinin nigredo sürecinden çıkmasıyla başlayan sürecin Edward’ın felsefe taşını reddedip kendi simya yeteneğini feda etmesiyle, rubedo’da son bulduğunu görürüz. Bu andan itibaren hakikat’in onlara ve herkese gösterdiği kaderin üstesinden gelmişlerdir. Artık tekamül sınavlarını başarılı bir şekilde geçtikleri için hakikat, Alphonso Elric’ e bedenini geri verecektir.



