
1888 yılının Londra’sında WhiteChapel mahallesini dehşete boğan Karındeşen Jack (Jack the Ripper), Viktorya Dönemi’nin sınıfsal korkularının ilk gerçek korku ikonlarından biridir. Karındeşen Jack cinayetlerinin ardından 130 yıl geçmesine ve teknolojinin gelişmesine rağmen hala Karındeşen Jack’in gizemi çözülememiştir. Karındeşen Jack’in bu gizemli karakteri, tiyatrolara, hikayelere konu olarak bu karanlık ikon, tarihsel bir vakadan öte modern bir mite dönüşmüştür. Bu yazıda Karındeşen Jack dosyasının derinlerine inerek ortamı hazırlayan Viktorya dönemi koşullarına, Karındeşen Jack teorilerine ve modern bir mit öğesine dönüşmesine değineceğiz.
Karındeşen Jack’in Ortaya Çıkışı
1888 yılının Ağustos ve Kasım ayları arasında, Londra’nın yoksullukla boğuşan Doğu Yakası’ndaki Whitechapel bölgesi belki de tarihin en çok okunan, merak edilen, araştırılan kriminoloji vakalarına sahne oldu. Viktorya dönemi İngiltere’sinde Doğu ve Batı yakasındaki sosyo- ekonomik fark uçurumdu. Bu dönemde bu bölgelerde işlenen cinayetlerle İngiliz medyası kendi suç algısını inşa etmişti. Örneğin Robert Louis Stevenson’ın Dr. Jekyll ve Mr. Hyde eseri en çok okunan ve tiyatroda oynanan eserlerden biriydi. Karındeşen Jack ilk ortaya çıktığında da halk onu “Bay Hyde” olarak adlandırmıştı. Karındeşek Jack’in bu anlatıyla birleşmesi, onu ilk küresel bir fenomen haline getirdi. Karındeşen Jack’in bilinen ilk cinayetleri 1888 Ağustos ayının başlarında başladı. Whitechapel cinayetleri, başlangıçta bu yoksul ve şiddet dolu mahallelerdeki sıradan vakalar gibi algılandı. Ancak kurbanlar üzerindeki araştırmalar, bu cinayetlerin sıradan bir saldırgan tarafından işlenmediğini ortaya çıkardı.
Cinayet soruşturmalarının odağında “Kanonik Beşli” olarak adlandırılan kurbanlar yer aldı. Karındeşen Jack’in kurbanlarının adları sırayla: Mary Ann Nichols, Annie Chapman, Elizabeth Stride, Catherine Eddowes, Mary Jane Kelly’dir. Karındeşen Jack, kurbanlarını etkisiz hale getirirken önce yüz yüze gelip boğazlarından yakalamış ve bilinçlerini kaybedene kadar boğmuştur. Kurbanların başlarının arkasında darbe izinin bulunmaması cinayet işlenirken bütün kontrolün Karındeşen Jack’de olduğunun kanıtıdır. Karındeşen Jack’in kısıtlı ışık ve zaman altında gerçekleştirdiği organ çıkarma işlemleri, onun anatomi bilgisine sahip olduğunu gösterir. Tahminlere göre Karındeşen Jack, kasap ya da tıp eğitimi almış birinin el becerilere sahip olmalıdır. Ayrıca kurbanların başını kesme biçiminden kendi üzerine hiç kan sıçramamış, bu da Karındeşen Jack’in kanlı giysilerle fark edilmemesini sağlamıştır.

Karındeşen Jack Kimdir?
Bu cinayetler işlendiğinde halk ve devlet, bu katile öncelikle “Whitechapel Katili” veya “Deri Önlük” (Leather Apron) olarak adlandırılıyordu. Daha sonra, 25 Eylül 1888 tarihli bir mektup Merkezi Haber Ajans’ına ulaştırıldı. “Dear Boss” (Sevgili Patron) adındaki bu mektup, Karındeşen Jack’in ilk defa bu lakabı kullandığı mektuptur. Polis, bu mektubu gazetelerde ve afişlerde yayınlayınca isim halk arasında yayılmış ve bundan sonra Karındeşen Jack (Jack the Ripper) ismi kullanılmıştır. Ancak günümüzde pek çok uzman “Karındeşen Jack” imzalı bu mektupların katilden değil de haber yaratmaya çalışan gazeteciler tarafından yazılmış sahte mektuplar olduğunu düşünür. Özellikle Merkezi Haber Ajansı’nda çalışan Tom Bulling isimli gazetecinin bu mektupları yazmış olma ihtimali yüksektir. Bu mektuptan yaklaşık bir ay sonra 1888 yılının Ekim ayının ortalarında, Whitechapel İhtiyat Komitesi Başkanı George Lusk’a “Cehennemden” adlı bir mektubun gönderilmesiyle ilk defa Karındeşen Jack’le irtibat kurulmuştur. Karındeşen Jack, bu mektubun yanında küçük bir paket göndermiştir. Paketi açan polisler, pakette Eddowes’e ait bir böbrek buldukları için bu mektubun Karındeşen Jack’ten geldiği tescillenmiştir. “Cehennemden” (From Hell) adlı mektubun metni şu şekildedir:
“Cehennemden. Bay Lusk, Efendi, size bir kadından aldığım ve sizin için sakladığım böbreğin yarısını gönderiyorum; diğer parçasını kızartıp yedim, çok güzeldi. Eğer biraz daha beklerseniz, onu çıkardığım kanlı bıçağı da gönderebilirim. İmza: Yakalayabilirsen yakala beni Bay Lusk”
Bu mektup, Karındeşen Jack’in karakteri hakkında bazı çıkarımlarda bulunmamızı sağlamıştır. Örneğin mektupta, katilin polisle alay etmesinden, Karındeşen Jack’in bu cinayetlerle toplumu ve otoritenin korkusundan beslendiği ve onlarla dalga geçtiği görülmektedir. Kurbanların iç organ parçalarını, saklaması ve yarısını yediğini ifade etmesi, Karındeşen Jack’in kurbanlarını tamamen bir nesne olarak gördüğü herhangi bir empati duygusundan yoksun olduğunu gösterir. Ayrıca kurbanları, açık alanlarda feci şekilde bırakması ve mektuplar göndermesi hem bu işten eğlendiğini hem de ilgi çekmeye çalıştığının göstergeleridir. Bunun dışında Karındeşen Jack, kurbanlarını hep fahişe ve dışlanmış kadınlardan seçmesi, kurban tercihlerini de bilinçli olarak yaptığını gösterir.

Polislerin Başarısızlığı ve Jack’in Kimliğiyle İlgili Tahminler
Karındeşen Jack davasının başarısızlığı o dönem hem teknik yetersizlikten hem de devletin içindeki liderlik krizlerinden kaynaklanıyordu. Katili bulmak için, kendini para ödülü karşılığında ifşa etmesi istenecekti ancak İçişleri Bakanı Henry Matthews, bir katilin itirafını satın almanın etik olmayacağını düşündüğü için bu uygulamaya konulamadı. Bu uygulamanın tartışılması da soruşturmanın önünü tıkayarak vakit geçmesine sebep oldu. Bunun dışında o dönemler parmak izi analizinin henüz olmaması, köpeklerin yoğun insan kokusu olan yerlerde yetersiz kalması teknik açıdan polisin ne kadar yetersiz olduğunu göstermektedir. Polislerin, kadın kılığına girerek devriye gezmesi gibi öneriler ortaya kondu fakat basın bu önerileri alaya alınca bu da gerçekleşmedi. Bütün bu yetersizlikler Karındeşen Jack’e karşı aciz bir polis teşkilatı olmasına sebep oldu. Soruşturmaların seyrini değiştirebilecek dosyaların bir kısmı 2. Dünya Savaşı “Blitz” saldırılarında yok olmuş, bir kısmı da polis ve araştırmacılar tarafından çalınmıştır. Karındeşen Jack’e bugüne kadarki atfedilen kişiler şunlardır:
- Aaron Kosminski: Dönemin polis yetkilileri, Kosminski’yi en güçlü şüpheli olarak görmüştür. Kosminski, Polonya asıllı bir Yahudi ve akıl hastanesinde yatmış bir şüphelidir. Bugün de Karındeşen Jack olma ihtimali en yüksek kişilerden biridir. 2014 yılında Catherine Eddowes’un şalı üzerinde DNA araştırmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar da şüpheli olarak Kosminski’yi gösterse de şalın olay yerinde olup olmadığına dair kanıtın bulunmaması, yıllar içinde pek çok el değiştirmesi ve kullanılan DNA analizinin kesin bir şüpheli ortaya koyabilecek kesinlikte olmaması halen Karındeşen Jack’in kimliğinin Aaron Kosminski olup olmadığına dair bilinmezliği sürdürmesine sebep olmuştur.
- Montague John Druitt: 1894 tarihli gizli raporunda baş şüpheli olarak adı geçen kişidir. Avukat ve öğretmen olan Druitt, Karındeşen Jack’e ait son resmi cinayetten sonra intihar etmiştir. Ve bu intihardan sonra cinayetlerin kesildiğine inanılmasıyla güçlü adaylardan birisidir.
- Dr. Francis Tumblety: 1993 yılında keşfedilen “Littlechild Mektubu” ile gündeme gelmiştir. Amerikalı bir şarlatan doktordur. Döbenin gizli Şube şefi John Littlechild, Tumblety’yi cinayetlerin arkasındaki isim olarak görmüştür.
- Seberin Klosowski (George Chapman): Karındeşen Jack, soruşturmasının başında bulunan dedektif Frederick Abberline, Klosowski’nin katil olabileceğine inanmıştır. Klosowski’nin katil olabileceğini düşünme sebebi, üç karısını zehirleyerek öldürmüş olmasıdır. Ancak uzmanlar daha sonra zehirleyerek öldüren ile vahşi bir şekilde parçalayarak öldüren katillerin genellikle farklı tip katiller olması nedeniyle bu isme şüpheyle yaklaşılmıştır.
- Walter Sickert: Kendisi ünlü bir post-empresyonist ressamdır. Karındeşen Jack karakterine oldukça takıntılıdır. Resimlerindeki karanlık temaları ve mektuplardan gelen DNA bulguları öne sürülerek suçlanmıştır.
- Michael Ostrog: Şüphelilerden birisidir ancak yalnızca akli dengesi bozuk bir dolandırıcı olduğuna kanaat getirilmiştir.
- Prince Albert Victor (Clarence Dükü): Kraliçe Viktorya’nın torunudur. 1970’lerde katilin prens olduğuna dair bir teori atılmıştır fakat bu teoriyi destekleyecek somut deliller bulunamamıştır.
- Richard Mansfield: “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde” oyununda her iki karakteri de canlandıran aktördür. Performansı o kadar gerçekçi bulunmuş ki halktan biri tarafından Karındeşen Jack olduğu yönünde polise ihbar edilmiştir.

Jack The Ripper: Bir Canavarın İkonlaşma Süreci
Karındeşen Jack’in yıllardır bulunamamış olması onu sıradan bir suçludan ötesine geçerek, kentsel yabancılaşmanın sembolü olan bir modern mite dönüştürmüştür. Viktorya döneminin saygınlık ve ahlak dolu maskesi ile maskenin altındaki içsel yozlaşma arasındaki çatışma, Karındeşen Jack efsanesinde somutlaşmıştır. Goulston Street’teki bir duvar yazısında “The Juwes are not the men to be blamed for nothing” (Yahudiler boş yere suçlanacak kişiler değiller) yazısı, Karındeşen Jack davası için muhtemel bir kanıt oluşturmasına rağmen Sir Charles Warren, onu anti-semitik bir korkuyla sildirmiştir. Bu olay, Karındeşen Jack dosyasının o dönemki topluma bir ayna tuttuğunu, toplumun kendi karanlık yüzünü, yabancı düşmanlığını, bürokrasinin yetersizliklerini ve sınıfsal nefretini topluma gösterir. Karındeşen Jack’in ünü o kadar yayılmıştır ki onun izleri Bram Stoker’in Dracula’sında ve Oscar Wilde’nin Dorian Gray’in Portresi eserindeki saygın maskenin altındaki çürüme olarak görülür.
Ayrıca medyanın bu katili kullanarak bir ticari meta yaratması da Karındeşen Jack figürünün bir efsaneye dönüşmesini sağlamıştır. Basın haberleri sadece iletmekle kalmayıp onu kurgulaştırarak ölümsüzleştirmiş, beş kanonikal cinayeti gotik bir dekora indirgemiştir. Bu açıdan Karındeşen Jack efsanesi, medyanın hakikati manipüle ederek ve para kazanma hırsı uğruna, acıyı ve ölümü nasıl bir tüketim nesnesine dönüştürebileceğinin kanıtı olmuştur. Örneğin “Dear Boss” mektubu ve “Saucy Jacky” kartpostalı muhtemelen Karındeşen Jack’e ait bile değil gazeteci Tom Bulling’e aittir. Bunun dışında Viktorya dönemi gazeteleri suç haberlerini gotik bir şekilde sunması, korku ve merak unsurlarını arttırmak için Karındeşen Jack ve kurbanlarını çizgi roman gibi anlatması da Karındeşen Jack’i bir umacı‘ya yani bir öcüye dönüştürmüştür.

Karındeşen Jack ve Whitechapel bölgesi kuşkusuz Viktorya Dönemi’nden bugüne kadar ki korku ve gotik sanatını oldukça etkiledi. Cinayetlerin gerçekleştirği Whitechapel bölgesi, birçok modern sanatçı için bir tuval haline geldi. Bunun dışında sinema ve televizyondaki korku unsurlarında da önemli etkileri oldu. Alan Moore’nın çizgi romanından uyarlanan From Hell (2001) gibi yapımlar, cinayetleri örtbas etme girişimleri, bürokrasinin çıkmazı ve toplum hakkındaki modern kaygıları yansıtır. Hithcock’un The Lodger (1927) filmi, Karındeşen Jack, efsanesini kentsel yabancılaşmayı incelemek için kullanır. 2012-2016 arasında yayınlanan Ripper Street gibi TV dizileriyle de cinayetlerin sosyal sonuçları incelenmiş Viktorya döneminin yoksulluk, polislik ve cinsiyet temelli şiddet sorunları vurgulanmıştır. Assasin’s Creed: Syndicate gibi video oyunlarında da Karındeşen Jack’in izlerini görürüz. Bu kurgular genellikle, Karındeşen Jack, figürü üzerinden toplumun ahlaki çöküşünü, adaletteki başarısızlığı ve kamu düzenindeki yozlaşmayı incelemek üzerine kurgulanmıştır.

