Kim Ki Duk’un 2005 yapımı Hwal (Yay) filmi, yönetmenin daha önce 3 Iron (Boş Ev), İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar gibi filmlerinde de gördüğümüz gibi “sessiz anlatım”, “izole mekan” ve “sembolizm” unsurlarının zirve yaptığı eserlerinden biridir. Yay filminde diyaloglardan ziyade, görsel metaforlarla bir anlatım görürüz. Bu yazıda da Yay filminin sembolik analizini yapıp, yay sembolü üzerinden sadakat, sahiplenme ve büyüme sancısı metaforlarını işleyeceğiz.
Yay Filminin Sembolik Analizi
Kim Ki Duk’un yönetmenlik koltuğuna oturduğu “Yay” filmi, karadan uzakta, denizin ortasında demirlenmiş eski bir balıkçı teknesinde geçer. Tekne, yaşlı adam ve genç kız için dış dünyadan arındırılmış bir yerdir. Yaşlı adam, genç kızın tekneden asla ayrılmasına izin vermez. Başlangıçta kız için güvenli bir sığınak olan bu tekne, genç kızın ergenliğe girişi ve özgürlüğü temsil edecek olan filme daha sonra giren genç adamı tanımasıyla birlikte bir hapishaneye dönüşür. Filmin ismini taşıyan “Yay” filmdeki en güçlü metafordur. Yay, yaşlı adamın kız üzerindeki otoritesini ve dış dünyadan gelen tehditlere karşı korumacılığı temsil eder. Bunun dışında yayın müzik aleti ve fal bakma aracı olarak kullanıldığını da görürüz. Fal bakılırken yaşlı adamın kıza yayı doğrultması ve ok atması bu esnada kızın yerinden kıpırdamaması, yay sembolünün içerdiği şiddete rağmen kız için nasıl bir güven objesine dönüştüğünü gösterir. Ancak bu güven duygusu, yaşlı adamın kıza duyduğu muhafazakâr bir sevgi biçimidir. Kıskançlıkla şekillenmiştir.
6 yaşından beri yayla muhafaza edilen kızın bu muhafazakar ve sahiplenme dolu sevgiyi bir konfor alanı olarak gördüğünü ve yaşlı adama büyük bir güven beslediğini görürüz. Yaşlı adam, işi gereği gemisine sürekli dışarıdan balıkçılar alır. Genç kızın dış dünyayla tek iletişimi de budur. Bazı balıkçılar kıza sarkıntılık etmeye başlayınca, yaşlı adam yine yayını çıkararak sarkıntılık edenleri nişan alır ve onları kızdan uzaklaştırır. Yay filminde bu yaşlı adamın kızın kaderine kendisinin karar verdiğini, kıza duyduğu sevginin aslında ne kadar bencilce ve hastalıklı bir sevgi olduğunu görürüz. Bu sevgiyi de içine alan yay sembolü, kızı dış dünyanın kötülüklerinden korurken, aynı zamanda onu kendi arzuları için bir kafese hapsetmeyi simgeler. Yaşlı adam kızın konforu için her şeyi sağlarken, bunun bedeli olarak ondan özgürlüğünü elinden alır.
Gücü ve sahip olmayı temsil eden yayın işlevi, gemiye bir genç gelene kadar sürecektir. Bir gün gemiye bir genç gelir, genç bu kızdan hoşlanır kız da bu adamdan. Tabi bu durum evlenmek için kızın 17 yaşına girmesini bekleyen yaşlı adamın hoşuna gitmez. Özgürlüğü temsil eden bu genç adam, kıza yaşlı adamın tam aksine kısıtlayıcı değil özgürleştirici bir sevgi duyar. Yaşlı adamın yay doğrultmalarına karşın onun yayını göz ardı eder. Yaşlı adamın yayının gücünü sorgulamasına neden olur. Her tekneden kovulduğunda geri gelir. Yaşlı adam, takvim yapraklarına koyduğu düğün gününü, düğün gününde kızın ne giyeceğini, nasıl bir ritüel yapılacağını kıza ait olan her şeyi kendisi belirler. Konfor alanına alışmış olan kız da bunu bir dert etmez. Ancak o gencin tekneye girmesiyle kız yaşamını sorgular ve özgürlüğü arzular.

Kim Ki Duk’un Toplumsal Eleştirisi
Aslında bu abartılarak anlatılmış bir hikaye olsa da, hepimiz başında yay bulunan bir toplumda yaşarız. Yayın baskısıyla sürekli özgürlüğümüz kısıtlanır. Bu yay; aile, devlet, din, toplum gibi otoritelerin elindedir. Bu otoriteler kendi varlığını sürdürmek amacıyla bencilce ve aşırıya kaçar hale geldiğinde tıpkı genç kız gibi bireyselliğimiz hiçe sayılır. Sevgi, yay gibi bencilce arzulara yöneldiğinde bir kontrol aracına dönüşür ve insanı esir eder. Bu tarz toplumcu ülkelerde, aşk ve aile ilişkilerinde bu yay sembolünü hep bize doğrultulmuş gibi hissederiz. Sevgilimiz, eşimiz ve çocuklarımız, sanki bir birey değil de sahip olunan bir nesneye dönüşüverir. Bu kişinin üzerine toplumdan elde ettiğimiz yayları biz de sahiplenir ve o nesneye doğrulturuz. Sahip olma dürtüsünün en güçlü tezahürü olan kıskançlık, bu toplumlarda çok yaygındır. Kişinin giydiği kıyafetlere, davranışlarına, düşüncelerine, işine, hatta attığı kahkahalara bile karışılır. Çünkü bu tarz toplumlarda kişi birini sevmenin ne olduğunu bile tam olarak bilemez. “Başkalarını fazla önemsiyorum” maskesi adı altında kişi yalnızca kendini önemser. Kıskançlık ve kontrol sahibi olma arzusu, sevgiyi korumadan değil bencillik erdemsizliğinden gelir. Bu yüzden maalesef kendi toplumumuzda da sık sık “açık giyindiği için”, “beni sevmediği için”, “başkasını sevdiği için” dayak yiyen ve öldürülen kadınları sıklıkla görürüz.
Muhafazakarlık Özgürlüğe Karşı
Yay filminin sonlarına yaklaştığımızda, kızın özgürlüğü tercih ettiğini ve yaşlı adamdan kaçmaya çalıştığını görüyoruz. Kız gençle kaçarken, yaşlı adam kızın kaçmasından dolayı hayatını adadığı nesnesini kaybetmekle yüzleşir. Sevdiği kız ona bakmayınca intihar eden, bencilce bir sevgi onu kendi ölümüne götürür. Yaşlı adam, kendini halata bağlayarak intihar etmeye çalışır. Ancak yıllardan beri yaşlı adamın yayının sağladığı konfora alışmış ve onu sevgi olarak kabul eden kız, adamın kendini öldürecek olduğunu görünce geri döner ve yaşlı adamı kurtarır. Filmin sonunda yaşlı adamla kız evlenirler. Burada bazı kadınların, kendilerine yayla sağlanan konfor alanından kaçabilecek sorumluluğu alamaması ve kaybedeceği diğer şeyleri feda edememesi, bu yüzden özgürlüklerini kazanamamalarına ve kaderlerine boyun eğmelerine bir eleştiri yöneltmiş olabilir.

