
Umay Ana, Türk mitolojisinin merkezinde yer alan, bereketin, yaratımın, koruyuculuğun ve varoluşun tanrıçasıdır. Umay Ana, kadim Türk mitolojisinden günümüz Anadolu ritüellerine kadar gelmiştir. Doğumdan ölüme, koruyuculuktan şifacılığa kadar Türk kültürünün toplumsal cinsiyet rollerini ve inanç sistemini şekillendirmiştir. Yaşamın kaynağı olan süt, koruyucu ok ve yay, devletin bekası olan “Hümayun”, şifacılık geleneğinde oldukça önemli bir yer tutan “Fatma Ana” sembolleri Umay Ana’da birleşmiştir. Bu yazıda, Umay Ana’nın karakteristik özelliklerinden Umay Ana sembollerinden, mitolojideki rolünden ve günümüz Anadolu coğrafyasında hala süregelen izlerinden bahsedeceğiz.
Etimolojik ve Mitik Olarak Umay Ne Demek?
Umay Ana, Türk mitolojisinde doğanın ve biyolojinin kutsallığa dönüşmesindeki en önemli figürlerden biridir. Umay, moğol dillerinde rahim kelimesi anlamına gelir. Buna paralel olarak Divan-ı Lügati’t- Türk’te etene (plasenta) kelimesinin karşılığıdır. Umay Ana’nın Türk mitolojisinde doğurganlık tanrıçası olması, hamilelerin, bebeklerin ve yavruların koruyucusu olması da kelime anlamının rahimle ilişkili olduğunun delillerinden birisidir. Diğer bir çok mitolojide dişi tanrıçalarda gördüğümüz gibi Umay Ana’ da Türk mitolojisinde, yaratıcı varlık olarak karşımıza çıkar. Çünkü yaratmak, doğurmakla özdeşleştirilir. Bu bağlamda doğuran varlık yani kadın hayatın yaratıcısı, cansızlara can verendir. Umay Ana’nın anlamı olan Plasenta, anne ile bebek arasındaki yaşam hattının temsilidir. Altaylarda “Anam Yayuchi (Yaratıcı Anne)”, Yakutlarda “Ayısıt (Bereket veren ruh)” olarak anılır. Umay Ana’nın rolünü tam olarak anlayabilmemiz için bu kültün Türk Mitolojisi hikayelerindeki yerine bakmak gerekir:
- Kar Dağcı Mağarası Efsanesi: Türk mitolojisinin yaradılışının en önemli örneklerinden biri olan bu efsane, “Kar Dağcı” adlı dağdaki bir mağarada başlar. Dünyada yağan şiddetli yağmur, çamurları bu mağaranın yarıklarına sürükler. Mağaranın yarıkları ise insan şeklindedir. İnsan şeklindeki yarıklara dolan çamur, dokuz ay boyunca rüzgarların etkisiyle şekillenerek güneşin ısısıyla pişer. Böylece dört element ateş, su, toprak ve hava unsurlarının birleşiminden insan yaratılmış olur. Mağara, arketipsel olarak rahimle özdeşleştirilmesi açısından Umay Ana ilk insanın (Ay Atam) doğasını şekillendirir ve ona can verir.
- Alp Karaaslan Belçükçi Efsanesi: Türklerin en eski destanı olan Ulu Han Ata Bitigçi, aslanlar tarafından emzirilip büyütülen Alp Karaaslan Belçükçi figürünü karşımıza çıkarır. Alp Karaaslan Belçükçi, kara aslanın yavrusu demektir. Tatar Han ve çocukları Çingiz Han, Oğuz Han ve Altun Han, Alp Karaaslan Belçükçi’nin soyundan gelmektedir. Bu bağlamda, Umay Ana figürü yalnızca biyolojik bir koruyucudan öte, siyasi meşruiyetin kaynağı olarak karşımıza çıkar. Umay Ana Türk’lerde çok önemli bir yer tutan “Kut” kavramının kaynağıdır.
- Gökten İniş ve Kut: Umay Ana’nın mekanı göğün üçüncü veya dördüncü katındadır. Bu katta Süt Ak göl bulunur. Bu gölün yakınında da kutsal Süro Dağı vardır. Umay Ana, bu gölden aldığı bir damlayı hüma kuşuna bürünerek yeryüzüne indirir. Bu hikayede Süro Dağı, hayatın geldiği yer iken Süt Ak Göl, can havuzunu temsil eder. Umay Ana, bu can havuzundan aldığı bir damlayı yer yüzüne indirerek varlıklara can verir. Bu damla aynı zamanda “kut” anlayışını temsil eder zira “başına devlet kuşu konmak” deyimi de bu hikayeden gelir. Hükümdara aidiyedi temsil eden “Hümayun” kelimesi de yine Hüma kuşundan gelir. Hüma kelimesinin aslı hümaydır. Bunun da Umay’dan geldiği düşünülmektedir. Bunun dışında Kül Tigin yazıtında “Umay teg ögüm katun” (Umay gibi annem Hatun) ifadesi geçmektedir. Bu ifade, kağanların ve hatunların Umay Ana’dan kut aldıklarını gösterir. Umay Ana, devletin devamlılığını sağlar.

Umay Ana Sembolleri
Umay Ana ile özdeşleşmiş semboller Türk mitolojisindeki göksel dünya ile yeryüzü arasında bir köprü oluşturur. Bu semboller, Umay ana kültünün insan zihnindeki derinliğini ve arketipsel gücünü kelimelere dökmeden direkt görsel üzerinden insana anlatır. Umay Ana sembolleri somut nesnelerle soyut güçler arasında sarsılmaz bağlar kurar. Bu semboller şu şekilde listelenebilir:
- Üç Dilimli Taç ve “Üç Müstok” Efsanesi: Umay Ana görsellerinde üç dilimli taç oldukça sık görünür. Bu üç dilimli taç, “Üç Müstok” yani “Üç Tepeli Dağ” anlatısına dayanır. Bu efsaneye göre Umay Ana’nın yeryüzünde ilk konduğu yer bu üç tepeli dağlardır. Bu dağlar, Altay dağlarının zirvelerini ve gökyüzü-yeryüzü arasındaki egemenliği temsil eder.
- Ok, Yay ve “Umay Enein Takı”: Umay Ana sembollerinde ok ve yay görünür. Ok ve yay, kötü ruhlara karşı bir savunma mekanizmasıdır. Bu sembollerin Umay Ana vasıtasıyla insanları nazardan koruduğuna inanılır. Türk kültüründe ok ve yaydan oluşan nazarlıklar yapılır. Bu nazarlıklar, beşiklere asılarak lohusa ve bebeğe musallat olan kötü ruhları uzaklaştırır. Bebeklerdeki doğum lekeleri ve kayalardaki özel oluşumlar olan “Umay enein takı (Umay Ana’nın benleri)”, Umay Ana’nın dokunduğu yerleri mühürleme inancına dayanır.
- Hüma, Kuğu, Kaz ve İpek Bağlar: Umay Ana, sıklıkla gökten süzülerek konan bir kuş şeklindedir. Hüma kuşu olarak gölgesi kime düşerse ona devlet ve kut gelir. Kaz ve kuğu şeklinde de tasvirleri vardır. Bunlar kadının doğurganlığı ve bereketi temsil eder. Umay Ana’nın İpek bağlarını temsil ettiği de görülür. Bu ipekler bebeğin beşik bağlarıdır. Bu bağlamda ipek bağları, yaşamın kader iplerini temsil eder. To ipliği de denen bu iplikler yaşam enerjisi ve ruhları birbirine bağlar.
Bu sembollerin dışında Umay Ana kültünde bazı mitolojik unsurların da anlamları vardır. Örneğin Türk mitolojisinin yaratılışında önemli bir yeri olan “Süt Ak Göl”, yaşamın kaynağıdır. Kut, bu gölden alınan bir damla şeklinde tasvir edilir. Bu damla, çadırda yer alan bir bacadan girerek annenin rahmine düşer. Bu şekilde anne rahminde tohumlanma meydana gelir ve oradan bir can çıkar. Süt Ak Göl’ün yakınında Süro Dağı vardır. Süro Dağında Umay dahil yedi tanrı yaşar. Umay Ana’nın hüma kuşuna dönüşüp yeryüzüne iniş hareketini başlattığı dağ Süro Dağıdır. Yazımızda daha önceden de bahsettiğimiz “Kar Dağcı Mağarası” efsanesinde, dört element mağaranın yarıklarında birleşerek insanı oluşturur. Mağara sembolü burada “Ehni Umay (Ana Rahmi)” işlevindedir. Türk mitolojisinde ilk insan Ay Atam ve eşi Ayva bu balçıklardan türer.

Ritüelistik Uygulamalar ve Şifacılık Geleneği
Umay Ana, birçok mitolojideki diğer tanrıçalar gibi Türk mitolojisinde de ikili bir yapıdadır. Yani hem şefkatli, yardımcı, sevgi dolu tarafı vardır hem de öfkeli ve yıkıcı tarafı. Türk mitolojisine göre eğer ebeveynler, ritüellerini ihmal ederler ve geleneğe uygun olmayan şekilde çocuklarını yetiştirirlerse. Umay Ana, bu duruma öfkenenerek Maynek’e (Kara Umay) dönüşür. Maynek, Umay Ana’nın karanlık tarafıdır. Çocukların nefesini keser. Bununla ilişkili ritüellere örnek olarak, “Umay Tutarga” (Umay’ın kaçırılması) ritüeli vardır. Eğer bir kadının çocukları üst üste ölüyorsa, bir şaman transa geçerek başka bir çocuğun yaşam gücünü ondan kaçırır ve çocukları ölen kadının rahmine aktarır. Bu ritüel, yaşamın devamlılığı için göze alınan karanlık bir takastır. Bunun dışında günümüzde lohusalara takılan kırmızı kurdele, Umay Ana kültünden gelen “To” ipliğinin modern dönüşümüdür. Yaşam enerjisinin dış müdahalelere karşı mühürlenmesi için yapılan bir ritüeldir. Kesici aletlerin kötü ruhları kovduğuna inanılması, çocuğun kırkı çıkana kadar yalnız bırakılmaması, yaşam enerjisinin kaçırılma korkusundan kalma bir Umay Ana ritüelidir.

Halk arasında şans belirtisi sayılan, moğol lekesi olarak denen doğum lekeleri, “Umay Enein Takı” (Umay Ana’nın Benleri) olarak görülmüştür. Bu lekeler doğan çocuğun henüz doğmadan önce Umay Ana tarafından seçilerek korumaya alındığına dair mühürlerdir. Şifacılıkta da Umay Ana, ebelik ve ocaklıkta oldukça önemlidir. Anadolu’da şifacıların “Benim elim değil, Umay/Fatma Ana’nın eli” cümlesi yine Umay Ana kültüne dayanır. Umay Ana figürü İslam’la harmanlanarak Hz. Fatma’yla birleşmiştir. Anadolu’da doğumu kolaylaştırdığına inanılan, suya konulunca rahim ağzı gibi açılan Fatma Ana Otu uygulaması da Umay Ana kültüne dayanır. Anadolu’da yoğurt mayalmaktan dikiş dikmeye kadar, kadınların Fatma Ana’nın elinden medet umması, Umay Ana kültünün bereketle özdeşleşmesinden gelmektedir. Bunun dışında çocukları korkutmak için kullanılan “Umacı” kelimesi, Umay Ana’nın Maynek’e dönüşmesi ve çocukları korkutmasından gelen bir kelimedir. Görüldüğü gibi Umay kültü, şifacılıktan, doğum ritüellerine, kader inanışlarına kadar yıllardan beri süregelen kültürel kodları taşımaya devam etmiştir.

