
Yürümek, insanın kendisiyle evrenle kurduğu en yakın bağların oluşmasını sağlar. Hareketimizin en saf ve en dingin halidir. Yürüyerek çağımızın hızından, yerleşik kabullerden ve zihnimizi işgal eden gürültüden biraz olsa sıyrılırız. Yürüdüğümüzde yaşadığımız döneme içkin olan her şey ayağımızın altından kayıp gider. Antik Yunan’ın Peripatetiklerinden, Nietzsche’nin uzun yürüyüşlerinde gördüğümüz “yürümek” eylemi sadece A noktasından B noktasına gitmekten çok kendi varoluşumuzu şekillendirme ve kendimizi keşfetme hareketidir.
Tefekkür Eylemi Olarak Yürümek
Yürümenin hayatıma etkisini ne kadar anlatsam az olur herhalde. Ne zaman bir şeyler düşünmeye başlasam otururken kendimi hayal edemiyorum. Evin içinde bile olsam saatlerce salonda volta atmışlığım da vardır. Aklıma gelen en derin düşüncelerimi ya yatmadan önce düşünmüşümdür ya da yürürken. Nedenini bilmiyorum fakat bu eylemin zihni olduğundan 5 kat falan daha çok çalıştırdığı kesin. Öyle ki araştırdığımda Aristoteles’in derslerini yürüyerek anlattığını ve bu yüzden Aristoteles ve öğrencilerine Peripatetik yani “yürüyenler” dendiğini görüyoruz. Benzer bir şekilde Aristoteles’in öğretilerini İslam’la harmanlamış bir ekol olan Meşşai’liğin de kelime anlamı “çok yürüyen” demek.
Yürüyerek seyahat etmek, Thales, Platon ve Pisagor tarzında seyahat etmektir. Bir filozofun kendini başak bir şekilde seyahat etmeye nasıl ikna edebildiğini; gözlerinin önünde ve ayaklarının altında uzanan o zenginliği incelemekten kendini nasıl koparabildiğini anlamakta güçlük çekiyorum.
Yürümek bence modern insanın kaybettiği en önemli değerlerden birisi. Yürümekten kastım iş yaparken yürümek, ya da yalnızca yürüme eylemini gerçekleştiren her şeyden bahsetmiyorum. Bir amaca dayalı olmayan bir yürüme tarzından bahsediyorum. Sabah kalkıp hemen bir kahvaltı ya da kahvaltı yapmadan doğrudan işe gitmece ardından eve dönüş ve kendimizi ekranlarda kaybediş. Birçok insanın hayat rutini bu şekilde ya da buna yakın. Eğer yürüyeceksek bile sırf spor yapmak için veya bir yere gitmek için gerçekleştiriyoruz bu eylemi. Oysa ki yürümek bence sırf yürümek olduğu için hayatımızın içine iyice girmeli. Zamanımızın bir kısmı yürümeye ayrılmalı. Hayatın içinde sürekli maruz kaldığımız “aşırı hızlı” ve “endüstriyel” uyaranlara karşı yürümek bir eylem halini almalı. Bizi yapaylıktan çıkarıp hayatın içine, sakinliğine ve doğaya bırakmalı. Tıpkı Budist keşişlerin meditasyonu anlatırken söyledikleri gibi düşünceler zihnimizden akıp gitmeli.
Gerçekten büyük düşüncelerin hepsi yürürken doğar. -Nietzsche

Kendimizden Kendimize Gitmek
Dünyaya geldiğimiz anda sürekli bir oluş içindeyiz. Bir öze sahibiz aslında fakat sanki bu yokmuş gibi bütün özümüz başkaları tarafından şekillendiriliyor gibi. Doğru ya da yanlış bir şekillendirmeden farketmeksizin bu böyle. İlk önce aile şekillendiriyor bizi sonra okul, toplum, devlet, patronlar, medya vs. Bu şekillendirmelere baktığımızda da çoğu zaman görülen şey bizi fonksiyonel bir varlığa çevirmek. Yani karakterimiz ve yaptığımız eylemlerin hep belirlenmiş bir fonksiyonu gerçekleştirmeye yönelik olması. Halbuki insanın doğasında Eros olduğu kadar Thanatos da var. Yani ölüme gitme arzusu fakat bu kötü anlamda bir ölüm değil. Freudcu anlamda bu en baştaki ya da en sondaki hareketsizliğe gitmek, inorganik yapımızı özlemek gibi bir şey. Bu arzunun başkalarına ya da kendimize karşı oldukça yıkıcı etkilerinin de olmasına karşın yürümek veya meditasyon gibi bizi dingin olmaya iten bir tarafı da var.
Her şeyden önce, yürüme arzunuzu asla yitirmeyin. Her gün iyi hissetmek için yürürüm ve her türlü hastalıktan uzaklaşırım. En verimli düşüncelerime yürürken eriştim ve yürümenin defedemeyeceği hiçbir olumsuz düşünce tanımıyorum. Ancak, ne kadar çok hareketsiz oturursanız, o kadar hasta hissedersiniz. Bu yüzden yürüyün. Yürürken zihin berraklaşır. Sorunlar kendiliğinden çözülür. -Søren Kierkegaard
Mesela tasavvufçularda veya diğer dinlerin ya da felsefe ekollerinin dervişlerine baktığımızda sürekli yolculuk ve yürüme görürüz. Bu yürüme A noktasından B noktasına gitmeyi içermez. Baudliere’nin bahsettiği “Flâneur” gibi toplumu ve çevreyi gözlemlemeyi de içeren yürüyüşler vardır. Kısaca yürüdüğümüzde aslında hayatın ve doğanın içine iyice dalarak yaptığımız gözlemlerle kendimize aynalar bulma fırsatı tanırız. Bu aynalarda kendimizi görürüz. Düşüncelerimiz bir şelale gibi zihnimizden akar böylece bilinçdışımızdan gelenin sesini dinleriz. Böylece etrafı keşfetmekten daha önemli olan kendimizi keşfetme evresine geçeriz. Kendimizi keşfetmek kendimizi bilmeyi gerektirir. Kendimizi bilmek ise evreni bilmeyi doğurur. Çünkü nasıl her şey bizim aynamız gibiyse biz de evrenin aynasıyızdır. Evrene içkin olan her şey bize de içkindir. Bir tür makrokozmos mikrokozmos gibi. Filozofların ve tasavvufçuların bahsettiği gibi belki de kendimizi bulduğumuzda tanrıyı buluruz ya da aşkın olan her neyse.
Anladım ki bütün yolculuk kendimden kendime imiş. -Muhyiddin İbni Arabi
Filozofların Yürüyüş Ritüelleri
Birçok filozofun hayatına baktığımızda yürümeye bu kadar ağırlık veriyor olmaları da tesadüf değil elbet. Aristoteles’in yürüyerek ders anlattığından bahsetmiştim hatta bu yüzden Aristoteles ekolüne “yürüyenler” anlamına gelen “peripatetikler” dendiğinden. Aristotelesin hocası olan Platon ve onun hocası Sokrates’te sıklıkla yürürlerdi ve öğrencileriyle beraber yürüyerek felsefe sohbetleri ederlerdi. Bunun dışında Jean Jacques Rousseau da toplumun yapaylığından kurtulmak ve kendi benliğine dönebilmek için sık sık yalnız başına yürürdü. Hatta arabalarla seyahat edenleri kusurlu bulur seyahatini yürüyerek gerçekleştirenleri daha neşeli ve memnun görürdü. Henry Thoreau, insanın doğaya uygun yaşaması gerektiğini ve doğadan kopmasının onu hem bedensel hem ruhsal olarak zarara uğratacağını düşünerek yürümenin insanı doğasına yaklaştıran bir eylem olarak yorumlamıştır. Friedrich Wilhelm Nietzsche’ de günde 8 saate varan yürüyüşler yapar sürekli kendisiyle sohbet içinde olurdu. Yürüyüşlerine elde ettiği düşünceleri daha sonradan toparlayarak kağıda geçirirdi.
Günde altı ya da sekiz saat yürür, daha sonra kağıda dökeceğim düşüncelerimi zihnimde toplardım. -Nietzsche

