
Düşünce dediğimiz şey kavramlardan meydana gelir. Kavramlar, soyut ya da somut herhangi bir varlığın zihinde oluşan tasarımıdır. Biz kavramlar aracılığıyla düşünürüz. Birçok canlı bu kavramları ifade etmek için çeşitli yöntemler geliştirmişlerdir. Kediler miyavlar, köpekler havlar, kuşlar öter insanlar ise çok daha kompleks şekilde düşüncelerini ifade ederler. Dil ve semboller en çok kullandığımız kavram ifade etme biçimimizdir. Bunu o kadar fazla kullanırız ki sanki dil diye bir şeye sahip olmasak hiç düşünemezdik sanırız. Ancak dilimiz olduğu için düşünmüyoruz. Düşünebildiğimiz için bunları dile döküyoruz. Hislerimiz ve düşüncelerimiz dile sığmadığı anlarda sanata başvuruyoruz. Ancak John Koenig, dilin sınırlarını genişleterek hayata daha yukarıdan bakmayı önerdi. Bu yazımızda dilin düşünceyi ifade etmedeki önemini ve Belirsiz Kederler Sözlüğünden bahsedeceğiz.
Hislerimizi Anlatmakta Yetersiz Kalmak
İnsanın dilinin evrimi henüz düşüncemizdeki ve hislerdeki kavramların tümünü karşılayabilecek seviyeye ilerlememiştir. Belki de mümkün olmayan bir şeydir bu. çünkü bir hisse özdeş bir kelime bulmanın kendisi bile mümkün müdür bu da belirsiz. Örneğin karşınızda arkadaşınız var ve size üzgün olduğunu söylüyor. Üzgün kelimesini bilmek, gerçekten arkadaşınızın ne hissettiğinizi bilmenizi sağlıyor mu? Cevap hayır olmalı. Kimse karşındakinin tam olarak ne hissettiğini bilemez. Bizim yaptığımız tek şey tümel kelimeler bularak hissettiğimiz şeye genel bir isim vermekten ibaret. Yani arkadaşınız evet “üzgün” fakat yanındaki başka bir “üzgün” arkadaşınızla aslında aynı hislere sahip değil. Dolayısıyla “üzgün” kelimesi bütün üzülme içeren hislere sadece genel bir isim vermekten ibarettir. İfade edileni anlamak demek aslında ifade edilenin bir taklidini anlamaktır. Siz arkadaşınızın hislerini anlamıyorsunuz, onun hislerini kendi içinizde olduğu şekliyle anlıyorsunuz. Yani hissin bir taklidini anlayabiliyorsunuz.
Hislerin ifade edilmesi de bir taklitten başka bir şey değildir. Bu yüzden Platon sanat için doğanın taklidi tanımını kullanır. Basit kelimelerle ifade edemediğiniz duygularınızı sanata başvurarak aktarmaya çalışırsınız fakat orada yaptığınız tek şey duygularınızın doğasının taklidi olan bir eser meydana getirip karşıdaki kişide de benzer hisler yaratmaya çalışmaktır. Ancak bütün bunların bir taklit olması onu değersiz kılmaz. Elbette değersiz olan taklitler vardır ve çoğu zaman taklitlere göre yaşarsak hakikatten uzaklaşırız. Ancak hayatımızı anlamlandıracak ve içimizde iyi olan duyguları ve düşünceleri uyandıracak taklitlerden de kaçmamalıyız. Bu yüzden sanat çok önemlidir. Bir duygunun ifade edilebilmesi adeta ona bir meşruiyet ve berraklık kazandırır. Ufkumuz genişler, daha fazla bağlantı kurabilmeye başlarız. Çünkü sanat, içimizde uyuyan hislerimizi uyandırır.

George Orwell’in Yenisöylemi ve Dilin Fakirleşmesi
Bir dilde belirli bir hissi karşılayan tek bir sözcüğün bulunmaması, o dili konuşanların o hisse sahip olmadığı anlamına gelmez. Ancak yukarıdaki sebeplerden dolayı o hislerin ifade edilebilmesi önemlidir. Özellikle çağımızda yaşayan modern insanın duygu sözlüğü giderek daralmıştır ve daralıyor. Hem hayatın artık çok hızlı olması, herkesin giderek tek tipleşmesi gibi şeyler kullandığımız sözcüklerin sayısını azaltıyor. Bu belki de bilinçli yapılıyor. George Orwell’in 1984 romanında insanlar üzerine hakimiyet kurmak isteyen “Büyük Birader” rejiminin en büyük silahı “Yenisöylem” adını verdikleri son derece budanmış bir dildi. Rejim her yıl sözlükteki kelime sayısını kasıtlı olarak azaltıyor, eş anlamlıları ve nüansları yok ediyordu. Böylece eğer bir kavramı ifade edemiyorsanız kimseye ne düşündüğünüzü kanıtlayamıyordunuz. Böylece çok az şey düşünebiliyor, düşünemediğiniz için de ne bir eylem ne bir başkaldırı gerçekleştirebiliyordunuz.
George Orwell’in “Yenisöylem” kelimesi aslında bugünkü bir durumu da ifade ediyor. İnternet icat edildiğinden bu yana belli başlı kavramları ifade edebilmek ve daha az kelime kullanabilmek için çaba gösteriyoruz ya da göstertiliyoruz. Dijital platformlarda ana mantık bizi derin düşünmeye sevk etmeye değil de ekranda tutmaya yönelik olduğu için hızlıca tüketebileceğimiz şeylere maruz kalıp duruyoruz. Örneğin X platformunda bir gönderi paylaşacaksanız uzun bir paylaşım yapamıyorsunuz. Böylece aynı şeye yakın bir yazı yazmak için daha kısa ve daha kaba kelimeler kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Hislerimizi emojilerle ifade ediyor, belli başlı internet memesi hale gelen kelimeler kullanıyoruz. Böylece karmaşık ve edebi cümlelerden ziyade hızlı dopamin alabileceğimiz dolaysız ve basit yazılarla karşılaşıyoruz.
Yapay Zeka sistemlerinin gelişmesiyle de bir şey öğreneceksek son derece yüzeysel, basit kelimelerle açıklanan, bilgiyi içselleştirmeye yönelik değil tüketmeye yönelik cevaplarla karşılaşıyoruz. Araştırmanın zahmetinden kurtulmak adına kelimelerimizi ve dolayısıyla düşüncelerimizi kurban ediyoruz. Ayrıca Yapay Zeka‘nın bizi anlayabilmesi için ona karşı normal insanlarla konuştuğumuz gibi değil onun anlayacağı şekilde basit konuşmamız gerekiyor. Yani giderek zihnimizi de robot gibi düşünmeye zorlamış oluyoruz. Bütün bu gerçek “Yenisöylem” üzerimize iktidar olmak isteyenler tarafından bilinçli bir şekilde mi yapılıyor yoksa bilinçsiz bir akışın parçası mı bilmiyorum. Ancak her geçen güç giderek daha da aptallaştığımız kesin.

Türkçe’ de Karşılığı Olmayan 10 Kelime
John Koenig, tarif edemediğimiz acıları ve ruh halimizi sesli olarak söylemimizin çok önemli olduğuna inanarak bu modern “yenisöylem”e karşı bir savaş açtı. 2009 yılında bir blog sayfasıyla karşılığı dillerde olmayan hisleri tarif edebilecek yeni kelimeler icat ettiği bir serüvene başladı. Daha sonra bu serüveni Youtube serisi ve 2021 yılında New York Times’ın Bestseller’ ine “The Dictionary of Obscure Sorrows (Belirsiz Kederler Sözlüğü)” adlı kitapla girerek sürdürdü. Başlattığı projeye birçok insanı da dahil ederek kendi yeni kelimelerimizi yaratmaya olanak tanıdı ve bir çok karşılıksız duyguya karşılık bulunmasını sağladı. Şimdiki listede Türkçe’ de karşılığı olmayan fakat bildiğiniz hisleri karşılayacak farklı dillerdeki 10 farklı kelime derlendi.
WELTSCHMERZ
ALMANCAGerçekliğin zihnin beklentilerini asla karşılayamayacağına inanan bir bireyin yaşadığı duygu.
ABHIMAN
SANSKRİTÇESevdiğimiz veya iyi davranmasını beklediğimiz birinin bizi incittiğinde ortaya çıkan acıyı ve öfkenin kelimesidir. Temelinde üzüntü ve şok yatar, bu üzüntü ve şok hızlıca şiddetli incinmiş bir gurura dönüşür.
MALU
ENDONEZYACAKendilerinden daha yüksek statüdeki insanların yanında aşağılık ve garip hissetme deneyimi.
GRENG JAI
TAYLANDCABir başkası size yardım etme teklifi yolladığında, ona zahmet vereceği düşüncesiyle kabul etmekte tereddüt etme duygusu.
TOSKA
RUSÇAHerhangi bir nedeni yokken duyduğumuz derin ruhsal sancı, sebepsizce melankolik olma ve ruhumuzun altında ezilme hissi
SAUDADE
PORTEKİZCEArtık var olmayan bir zamana, eski bir sokak köşesine veya geri dönmesi imkansız geçmiş bir benlik haline duyulan özlem duygusu. Ancak bu özlem, teslimiyet ve geçmiş sevinçleri de hatırlamanın verdiği hazla iç içe geçmiş.
FERNWEH
ALMANCAHiç ayağımızın basmadığı diyarlara ve yabancı yerlere gitmek bulunduğumuz yeri terk etme arzusu. Ruhumuzun yaşadığımız yere ait olmadığını hissetmek ve mekandan kaçma duygusu.
ŻAL
LEHÇETelafisi mümkün olmayan bir şeyi kaybetmenin karşısında duyduğumuz melankoli hissi. Değişken bir duygudur bazen teslim oluruz bazen yaşadığımız duruma isyan ederiz. Hayatımızın ayrılmaz bir parçası artık sonsuza dek bizden ayrıldığında yaşanan hayal kırıklıkları, onunla ilgili olan pişmanlıkları ve öfkeyi içeren bir duygudur.
BASOREXIA
YUNANCABirini aniden öpme isteği.
AMAE
JAPONCASevdiğiniz birinin kollarına sığınarak, şefkat ve teselli bulmak için kendinizi tamamen ona bırakmak ve bu teslimiyetin ardından gelen güven duygusu. Karşılığında minnettar olma yükümlülüğü olmadan başkasının yardımına bağımlı olduğumuz zamanda ortaya çıkar.

